ASTROLOJİ Sana Bana Özel 

KUZEY AY DÜĞÜMÜ KOÇ BURCU KADERSEL ASTROLOJİK ETKİLERİ

Kuzey Düğümü Koç Burcunda ve Kuzey Düğümü 1. Evde

Geliştirilecek Nitelikler

Bu alanlardaki çalışma gizli yeteneklerin ve becerilerin ortaya çıkmasına yardımcı olabilir.

•  Bağımsızlık

•  Kendinin farkında olmak

•  Kendi itilimlerine güvenmek

•  Cesaret

•  Yapıcı bencillik

• Aşırıya kaçmadan vermek

•  Kendini ruhen beslemek

Geride Bırakılacak Eğilimler

Bu eğilimlerin etkisini azaltmaya çalışmak yaşamı daha kolay ve zevkli kılmaya yardımcı olabilir.  

•  Kendini başkalarının gözleriyle görmek

•  Güçten düşürücü diğerkâmlık

•  Bay ya da Bayan “İyi İnsan” olmak

•  Haktanırlığa ve adalete saplantılı bağlılık

•  Ortak bağımlılık: Dışsal uyuma bağlılık

 KAÇINILACAK TUZAK

Koç Kuzey Düğümü insanının farkında olması gereken Aşil’in topuğu, onun kafasını adalete saplantılı bir biçimde takmış olma­sıdır. (“Hayatta kalmam herkesin bana adil davranmasına bağlı­dır;” bu düşünce onun sağlam bir zemine basmadığını işaret et­melidir.) Bu insan çok verici bir yapıdadır, ama onun adalet ve mutlak haktanırlık gereksinimi dipsiz bir kuyudur. O, hiçbir kar­şılık alamayacağını bilse bile, kendisine rahat gelen bir noktanın ötesinde vermeyerek kendisine karşı “adil davranmaya” başlaya­bilir.

Koç Kuzey Düğümü insanının kaçınması gereken tuzak, ideal ve kendini adamış bir partner bulmak için bitmez bir ara­yışı sürdürmektir (“Mükemmel partneri bir bulabilsem, kendimi kendi içimde tamam hissedeceğim”). Onun aradığı tamlık duy­gusu yalnızca bireysel olarak kazanılabilir; o partner ne kadar harika olursa olsun, bu tamlık duygusu bir ilişkinin yan ürünü ol­mayacaktır. Sonuçta, o kendisi olabilme iznine sahip olabilmek için hiçbir zaman başkalarından yeterli onayı alamayacaktır. Bu noktada risk alıp, kendisi için anlamı olan faaliyetlerin peşine düşmelidir. İroni şu ki, bir kez bu insan kendi yönüne gittiğinde, onu destekleyecek uygun kişiler yaşamına çekilecektir.

BU İNSAN ASLINDA NE İSTER ?

Koç Kuzey Düğümü insanı aslında sevdiği bir partnerle birlikte mutluluğu, uyumu, haktanırlığı ve desteği deneyimlemek ister. Bunu elde edebilmek için onun önce kendi kendisinin partneri olması gerekir. Kendisini tanıdığında, ona sevinç veren ve ruhen daha çok besleyen şeyleri yapmaya başlar, böylece kendisini güç­lü, güvenli ve desteklenmiş hisseder. Kendisine karşı daha adil davrandıkça, aradığı denge ve adalet duygusunu hissedecektir. O, ancak o noktada iki bireyin de kendini güç kaybına uğramış hissetmeden eşit olarak paylaştıkları sağlıklı bir partnerlik kurabilir.

Yetenekler/ Meslek

Bu insan, başkalarının öğüt ve tavsiyeleri tarafından sınırlanma­dan, “kendi işini” kendi itilimlerine göre yapabilmelidir. O lider, yenilikçi ve öncüdür. Onun, kendi içgüdülerini izleyebileceği ba­ğımsızlığı sağlayan bir mesleğe ihtiyacı vardır. O, örneğin, cer­rahlık, teknisyenlik ya da girişimcilik gibi, inisiyatif ve bağımsız hareket gerektiren mesleklerde başarılı olabilir.

O, geçmiş yaşamlardan gelen ve diğer kişinin bakış açısını görebilme ve adaleti sağlamak için diplomatça tartışıp anlaşma yeteneğine sahiptir. Başarılı olmak için, doğuştan gelen bu yete­neği kullanabilir. Ancak, arabuluculuğu nihai hedef olarak gören mesleklerde, tartışıp anlaşma yeteneğini kendi bağımsız hedefle­rine ulaşmak için kullandığında olduğu kadar enerjik değildir.

İYİLEŞTİRİCİ ONAYLAMALAR

• “Kendime güvenip itilimlerimi izlediğimde, herkes kazanır.”

•  “Başkalarını destekleyebilmek için, önce kendimi ruhen nasıl besleyebileceğimi öğrenmeliyim.”

•  “Gerçekten kendim olarak başkalarına en iyi şekilde yardım edebilirim.”

•  “Her zaman iyi olmamak pekâlâdır.”

•  “Kendime karşı adil olmam bana bir denge ve güç duygusu sağlar.”

KİŞİLİK

Koç Kuzey Düğümü insanı birçok geçmiş yaşamında başkalarını desteklemiştir ve bu konuda doğal bir yeteneğe sahiptir. O geç­miş enkarnasyonlarda ev kadını, sekreter, danışman ve yardım­cı olmuştu. O, başkalarına enerji ve destek veren “sahne arka­sındaki” kişiydi. O destek verirken tüm kimliğini, gücünü ve olumlu enerjisini aktarmış olduğundan, bu desteklediği kişileri daha büyük ve güçlü kılmıştı. Koç Kuzey Düğümü insanı “aile reisi” olarak da birçok yaşam geçirmiştir ve bu yüzden enerjisini yakın çevresinde bulunan insanlarla kaynaştırmaya alışıktır.

Başkalarını başarıyla desteklemek için, o muazzam bir farkındalık ve duyarlılık geliştirmişti. Onun araçları, diğer kişinin herhangi bir durumdan zaferle çıkmasını sağlayacak sevgi, gü­vence verme, yumuşak teşvik edici sözler ve güvendi. O, diğer ki­şiye odaklanırdı; her ne zaman partnerinin güvenden yoksun ol­duğunu ya da desteğe ihtiyaç duyduğunu görse, hemen onun yardımına koşardı bu insandan bir şey istenmesi gerekmezdi. O başkalarının gereksinimlerine karşı duyarlıdır ve kendi işini bı­rakıp onların yardımına koşar. Muazzam derecede sevecen ve cö­mert bir ruh geliştirmiştir. Vermeye, “takım oyuncusu” olmaya ve kendisini düşünmeden başkalarını desteklemeye alışmıştır.

Geçmiş yaşamlarında çok verici olmasına karşın, onun bir de gizli bir güdüsü vardı: O bir takımın parçasıydı ve eğer part­neri başarılı olursa, bu onun da yaşamını sürdürebilmesini sağ­lardı. Bu insan, partnerinin ruh halini uyumlu tutarak, partnerinin ona karşı iyi ve cömert davranmasını sağlıyordu. Böylece, tüm dikkatini partnerine verebilmek için kendi gereksinimlerine aldırış etmez olmuştu her şey partneri güçlü ve hoşnut tutma­nın çevresinde merkezlenmişti.

Geçmiş yaşamlarda bu sistem çok iyi işledi, ama bu enkarnasyon bu şekilde işlemek üzere düzenlenmemiştir. Başkalarını destekleme sürecinde, bu insan kendi kimliğini yok etti. Bu enkarnasyonda onun kaderi kendi titreşimlerinin gücüyle temasa geçmektir. İşte bu yüzden, o açıkça yardım istemeden partnerinin onun gereksinimlerini karşılayacağına güvendiği her seferinde, düş kırıklığına uğrar. Aslında bu onun yararınadır, çünkü başka birine güvenip dayanması kendi gücüyle yaşayabilme yeteneğini deneyimlemesini engeller. Böylece şimdi o başkasını güçlendir­mek için kendi kimliğini feda ettiğinde, kaybeder beklediği ödül­ler gelmez. Onun kendini yeniden keşfetmesinin zamanı gelmiştir.

KİMLİKSİZLİK

Koç Kuzey Düğümü insanı başkalarının kimliğini destekleye­rek o kadar çok enkarnasyon geçirmiştir ki, bu enkarnasyonda onun bir kimlik duygusu yoktur. Enerjisel bir düzeyde, o bir kim­lik duygusunun yalıtımından yoksundur. Bir bebek doğduğun­da, onun aurasında “kimlik” denilen bir bant vardır ve diğer düğümsel gruplardaki insanlar bu banda sahiptirler. Bu bant baş­kalarının güçlü enerji alanlarına karşı bir kalkan görevi yapar. Bu bant sayesinde, insanlar birbirlerine zarar vermeden yoğun bir biçimde ilişki ve etkileşime girebilirler.

Örneğin, Billy yolda Sue ile karşılaşır ve ona yoğun bir enerjiyle, “Merhaba Sue!” der. Sue da aynı şekilde karşılık verir, onlar coşkuyla birbirlerini etkiler ve her ikisi de bir değişime uğramadan ayrılırlar. Ama eğer Billy bir Koç Kuzey Düğümü in­sanına rastlar ve aynı güçlü enerjiyle ona, “Merhaba Jim!” der­se, Jim dağılır! O, tüm o enerji tarafından boğulduğunu hisse­der. Koç Kuzey Düğümü insanı, aurasındaki “kimlik” bandının zayıflığından ötürü, başkalarına karşı çok duyarlıdır ve onların ruh hallerinden ve fikirlerinden kolayca etkilenir. O, özfarkındalığını güçlendirecek şeyleri yapmayı hatırlamalıdır.

Hatta bu insan başkalarının kimliklerini benimseme eğili­mindedir. Genellikle, başkalarıyla kısa bir süre birlikte olsa bile, onların aksanlarını kolayca kapar ve farkında olmadan onların davranış ve ifade biçimlerini taklit eder. Uyum onun için o denli önemlidir ki, herkes için her şey olmaya çalışır. Başkalarına karşı açık ve kabullenir olmasının bir yan ürünü, içinde kolayca kıvılcımlanan muazzam sevgidir. Kendi kimliği zayıf olduğundan, baş­kalarıyla bir araya geldiğinde hemen bir bir’lik duygusu hisseder.

Bu enkarnasyonda, Koç Kuzey Düğümü insanı kendi kimlik duygusunu güçlendirme mücadelesiyle karşı karşıyadır. O önce­den edinilmiş bir “benlik” fikrine sahip olmadığından, kendi için­de gerçek ve doğal olanı keşfetmeye açıktır. Bu masum bir süreç­tir. Onun doğal itilimleri kimliğini onaylar ve kimliği eylemle­riyle güçlenir. Bu insanın kendisini tanımak için yalnız geçireceği çok za­mana ihtiyacı vardır. O kendisiyle konuşmak için her gün belli bir süre ayırmalıdır. Yapması gereken ilk şey, kendi başına kim olduğunu anlamaktır. Sonra başkalarıyla olan sınırlarını nasıl ko­ruyacağını öğrenebilir. Bu süreç yavaş yavaş oluşur. Kendini keşfetme işi aceleye gelmez, ama Koç Kuzey Düğümü insanı kendi­sine daha çok dikkat etmeye karar verdiğinde ilerleme kaydeder.

Sevecen Bir Ruh

Koç Kuzey Düğümü insanı, geçmiş yaşamlardan kalma muaz­zam bir sevgi birikimine sahiptir. O, ilişkileri bilir ve başkaları­na yaptığı yardımların karşılığında çok takdir ve sevgi görmüş­tür. Tüm bu sevgi ondan çevreye yayılır ve karşılaştığı hemen herkese geçer.

O başkalarının yalnızca kaba yanlarını değil, sevecen nite­liklerini de görebilir. Başkalarının gerçekte kim olduklarını algılar ve sonra bu gerçeği kutlar. Bu hal içinde kendisini tümüyle yükseklerde hisseder, çünkü diğer kişideki güzelliği, gücü, ener­jiyi, ışığı ve yaşamı tam olarak takdir etmekte ve kutlamaktadır ve bu onun kendisini çok sevecen hissetmesini sağlar! Onun bu yaşamda başarması gereken şey, aynı güzelliği kendisinde de gör­meye başlamaktır.

Bu insan, açık ve sevecen olmasına karşın, başkalarının onun alanına tecavüz etmelerine kızar. Bu durumda, “o kadar sevecen olmayan” yanı ortaya çıkmaya başlar, o zaman da suçlu­luk duyar. Oysa bu karanlık yan insanın deneyiminin bir parça­sıdır. O kendisini keşfetmekte ve enerjisinin her iki yanını bü­tünleştirmeyi öğrenmektedir. Onun sevecen enerjisi hepimizin başına gelen kişilik ve ruh hali değişimlerinin arka perdesi hali­ne gelir. Onun başarması gereken şey, kendi içinde merkezlen­miş kalabilmektir.

Koç Kuzey Düğümü insanının vermek isteme güdüsü doğ­rudur, ama kendisini tükenmiş hissettiği zaman verici olmaya ça­lıştığında, olsa olsa yüzeysel bir uyum yaratır. Aşırı derecede dışarıya odaklandığı, başkalarını takdir edip de kendisine değer vermediği her seferinde, “içindeki iblisler” onu tekrar kendisiy­le temasa geçirmek için ortaya çıkarlar. Karanlık yanı ortaya çık­tığında o başkalarıyla birlikte olmak istemez bu, olması gerek­tiğini hissettiği destekleyici, sevecen insanı yansıtmaz böylece, kendisini suçlu hisseder ve kendi başına kalır.

Aslında, onun içindeki karanlık yan ortaya çıktığında, bu iyi bir işarettir. Bu onun dikkat talep eden, ihmal edilmiş yanıdır. O kendi içine döndüğünde ve bilinçli olarak kendisini sevmeye, kendi güzelliğini fark etmeye ve kendisine özen göstermeye baş­ladığında, iblisler de kaybolup gider. Böylece, Koç Kuzey Düğü­mü insanının, kendi üzerinde odaklanmak ve kendisini destekle­mek için ne yapması gerektiğini anlamak için düzenli olarak za­man ayırması gerekir. Ondan sonra o başkalarıyla içsel bir güç ve uyum alanından etkileşime girebilir.

AŞIRI DUYARLILIK

Kendini Feda Etmeye Karşı Uyum

Birçok enkarnasyonu başkalarını destekleyerek geçirmiş oldu­ğundan, Koç Kuzey Düğümü insanı başkalarının kimliklerine karşı devamlı açık olma hali geliştirmiştir. O her zaman diğer ki­şinin farkında kalmış ve o kişinin ruh halindeki en küçük mut­suzluğu ya da uyumsuzluğu sezebilmiştir. Partnerinin ruh hali­ni mutlu tutmaya odaklandığında, bu ruh halini paylaşmış ve kendisi de mutlu olmuştur.

Geçmiş yaşamlarda bunun işe yaramış olmasına karşın, bu enkarnasyonda başka bir kişinin mutluluğu bu insanda gerçek mutluluğu uyandırmaya yetmez. Onun “aküsünde” diğer kişi­den gelecek “şarjı” tutacak kadar kişisel kimlik kalmamıştır. Bu enkarnasyonda derinlemesine mutlu olabilmek için, o kendi kim­liğini geliştirmeye ve kendi aküsünü doldurmaya odaklanmalıdır.

Bu insan, huzuru korumak için ne gerekiyorsa onu söyle­yerek başkalarını yatıştırma eğilimindedir. Bunu yaptığında, “iyi” davrandığını ve başkalarına hizmet ettiğini düşünür. Ama bu yalnızca geçici bir çözümdür; bu her iki bireyin kimliğine ve bü­tünlüğüne dayanan sağlam bir ilişkiye yol açacak daha kalıcı bir çözümü erteler.

Koç Kuzey Düğümü insanı başkalarını kuşatan atmosfere karşı o kadar duyarlıdır ki, ilişkilerinde “uyumlu bir atmosferi korumayı” odağı haline getirir. Onun kendisini hoşnut ve mutlu hissetmek için yaşamında uyuma ihtiyacı vardır, ama kişisel den­ge duygusunun başka bir kişiye bağlı olmasına izin verdiğinde başı derde girer. O zaman, diğer kişiyi onunla uyumlu kalmaya yönlendirmesi gerektiğini hisseder: “Eğer sen mutluysan, ben de mutluyum.” Eğer diğer kişiyi, güçsüz olduğu yerde destekleye­rek dengelerse, o kişinin sevinçle karşılık vereceğini düşünür. Diğer kişi uyumu sürdürmek için “kendi payına düşeni” yapma­dığında, o şaşırır ve kendi payına düşeni yapanın yalnızca kendi­si olduğunu düşünür. İlişkide uyumu korumak onun için tam günlük bir iş haline gelebilir.

Ama bu enkarnasyonda bu böyle işleyecek şekilde düzen­lenmemiştir. Aslında, bu alışkanlık her iki partneri de tutsak ede­bilir: Diğer kişi özerkliğini yitirir ve uyum yaratması için Koç Kuzey Düğümlü kişiye bağımlı hale gelir ve Koç Kuzey Düğüm­lü kişi de, ödeyeceği bedel kişisel olarak neye mal olursa olsun, uyumu yaratma rolüne bağlanır. Ne yazık ki, bu yüzden, bu in­san için ilişkiler külfetli ve sıkıcı bir hale gelebilir.

Onun yararına olan şey, kendisiyle ilişkisine dikkat etmesi­dir. Hangi faaliyetler kendi içsel uyum duygusunu geliştirir? Den­gesi “bozuksa,” içsel uyumunu yeniden kazanmak için kendi kendisine ne vermelidir? Bu insan Bay ya da Bayan İyi İnsan ol­mayı ister ve iyi insanlar başkalarını üzmezler. Bu “her ne paha­sına olursa olsun uyum ve huzur” sendromu, kendi kendini yadsı­maya götürebilir; bu da bir tür sahtekârlıktır. Onun güdüsü yal­nızca sevgidir, ama dürüstlük olmadan sevgi içerlemeye yol açar.

Koç Kuzey Düğümü insanı o kadar çok enkarnasyonu baş­kalarının arzularını gerçekleştirmelerine yardım ederek geçirmiştir ki, “başkalarını desteklemeyi” çoğunlukla, “diğer kişinin istediği şeyi yapmak”la özdeşleştirir. Böylece, diğer kişinin ge­reksinimlerini karşılamak uğruna, kendisinin mutlu olmak için gereksindiği şeyi feda eder. Bu enkarnasyonda, o “destekleme­nin” aslında ne olduğunu yeniden değerlendirmeyi öğreniyor. Verebileceğinden daha fazlasını vermek destekleyici bir tutum değildir. Bu insan başkalarına vermenin enerjisini sever, ama eğer kendisini rahat hissetme noktasının ötesinde verirse, diğer kişiyi gerçekten desteklemiyordur. Eğer içsel enerji yedeğini kul­lanmayı sürdürürse, “aküsünü” tüketir ve bundan hiç kimse ka­zançlı çıkmaz. Bu insan kendisine güvenmelidir. Verme konu­sunda içsel bir direniş hissettiğinde, bu geri çekilip kendisine özen göstermeye başlamasını söyleyen bir işarettir.

Ayrı kimliğinin farkında olmaması ona yarar sağlamaz. O (ayrı bir varlık olarak diğer kişiye değil de) ilişkinin enerji alanına enerji yüklediğinde, bununla olsa olsa geçici bir uyum yaratır. Çünkü aslında orada olmayan bir şeye enerji yüklüyordur. Bir ilişki fiziksel realitede “mevcut” değildir bu, iki insan arasında­ki bir enerji bağıdır ve iki insan değişik deneyimlere ve değişken ruh hallerine sahip olduklarından, bu enerji her zaman dalgala­nır, değişir.

İlişkinin uyumlu olması, her iki partnerin güçlü ve kendi içinde huzurlu olmasına bağlıdır. Koç Kuzey Düğümü insanı, ilişkideki enerjiyi yönlendirerek, sürekli olarak “diğer kişiyi des­teklemeye” çalıştığında kaybeder. Ancak, o direkt olarak diğer kişiyle meşgul olarak ve onun güçlü ve ayrı olmasını destekleye­rek ilişkisinde bağımsızlığı ve bireyselliği teşvik ettiğinde, kaza­nır; çünkü diğer kişi de aynı şekilde karşılık verecek, onun ba­ğımsızlığını ve bireyselliğini destekleyecektir.

Saklanmaya Karşı Katılma

Geçmişte Koç Kuzey Düğümü insanı hep “destekleyici kişi” ol­duğundan, içgüdüsel olarak başkalarının ruh hallerine açıktır. Ama bu enkarnasyonda, bu son derece tüketici olabilecek bir alışkanlıktır. O diğer kişiyle arasında bir sınıra sahipmiş gibi gö­rünebilir, ama bu çok ince bir çizgidir. Gerçekte, o çok ortak bağımlı bir biçimde diğer kişinin enerji alanıyla birleşmiştir.

Bazen bu insan, sonunda kendisini tükenmiş hissedeceğini anlayarak, bu katılımdan kaçınır: Katılmış görünür, ama enerji düzeyinde kendi içinde kalır. Yine “merhaba” der ve nazik dav­ranır, ama enerjiyle gerçekten birleşmiş değildir. Ancak, etkile­şim dinamiklerinin tümüyle dışında kaldığında, sonradan kendi­sini öteki aşırı uçta bulur ve aşırı derecede heyecanlanır aşırı enerjiyle kendisini duvardan duvara vurur.

Bu insan için, tükenmek ve aşırı heyecanlanmak aynı pa­ranın iki yüzü gibidir: Bu, o anda olup bitenle meşgul olmamak­tır. O ya kendisinden çok verdiği için kendisini tükenmiş hisse­der, ya da kendisinden çok az verip başkalarının enerjisini alt eder, böylece aşırı enerji yüklendiğini hisseder. Her iki tepki de kendi bedeninde bulunmamanın ve duruma ayrı bir kişi olarak anbean karşılık vermemenin bir yan ürünüdür. Denge, başkala­rının enerjisini bilinçli olarak fark edip, bu enerji tarafından tü­ketilmemekte yatar. Koç Kuzey Düğümü insanının kendi gücü­ne bağlı kalması ve rahatlıkla katkıda bulunabileceği şeylerle te­masta olması gerekir. Amaç, onun yeteneklerini özgürce paylaş­ması, hizmet etmesi ve gerçekte olduğundan daha çok ya da da­ha az olmaya çalışmadan, gönülden vermesidir.

Koç Kuzey Düğümü insanı, çoğunlukla (kendisinin ve di­ğer kişinin) birleşmiş enerji alanının dinamiği içinde iş görmeye çalışır diğer kişinin enerjisine bağlanır ve durumu uyum içinde tutmak için hangi harç malzemesi gerekiyorsa onu ekler. Ve bu­nu yaparken de kendisini iyi hisseder; bu onun sevgisinin bir ifa­desidir. Ama onun başka bir güdüsü de, bir birey olarak göze çarp­mamak için enerjisini başkalarınınkiyle birleştirmek istemek ola­bilir. O zaman, fark edilmeden olayların akışına katılabilir. O ta­nınmaktan korkar, bu da aslında kendisini tanıma korkusudur.

O, çok duyarlı ve incinmeye açık olduğundan, tanınmanın onun için boğucu olabileceğinden korkar. Olumlu veçhelerinin ona geri yansıtılmasından sevinç duyabilir, ama olumsuz veçhele­rinin de geri yansıtılacağından korkar. Bir başkasının geribildirimi sonucunda kendi “iblisleri” ile yüzleşmek istemez. O belki de beğenilmeyecektir. Belki de diğer kişi, kendi iblisleriyle başa çık­maktan kaçınmak için, ona sert ve ani bir çıkış yapacaktır. Onun, kendisi olmanın olası geri tepmeleriyle ilgili epey kaygıları var­dır; bu yüzden, “akışa uymayı” ve bir birey olarak gerçekten gö­rülmemeyi tercih eder.

Bununla birlikte, başkalarının onu nasıl görecekleriyle ilgili kaygılanır, sadece, Koç Kuzey Düğümü insanı kendisini başkala­rının gözleriyle görmeye çalıştığında bir etken olur. Geçmiş ya­şamlarda onun kendisini partnerinin gözleriyle görmesi olumlu bir şeydi; çünkü bu ona diğer kişiyi daha etkili bir biçimde des­teklemek için davranışını nasıl ayarlayacağını gösteriyordu. An­cak, birçok yaşamda aşırı kullanım sonucu, onun “uyum sağla­ma” alışkanlığı kendi kimliğini yok etmiştir. Bu enkarnasyonda, kendisini başkalarının gözleriyle görmesi onun yararına değildir, çünkü bu kendi benlik duygusunu geliştirmesini engeller.

KARARSIZLIK

Bocalama

Bu insan belli bir yöne gitmeye karar verdiğinde, düz bir çizgide ilerlemek bazen onun için zordur! Onun bir yanı bunu gerçekten isteyip istemediğini sorgulayabilir ve sonra bu kararın içerebile­ceği tüm diğer etkenleri dikkate alır. Bu insanın hangi yöne git­mek istediğine karar vermesi uzun bir zaman alabilir.

Bu süreç şöyle olabilir: O bir karar verir ve onu tüm dost­larına anlatır ve sonra kuşkulanmaya başlar. Örneğin, o şöyle bir karar alabilir: “Serüven romanları yazmak istiyorum.” Sonra düşünmeye başlar: “Ben diğer kitap türlerini de seviyorum.” O bir fikri benimsemek ister ve “bu gerçekten tamamdır,” diye dü­şünebilir. Ama bir noktada, “Hayır, bu bana çok doğru gelmi­yor,” der ve böylece kararsızlığa geri döner! Koç Kuzey Düğümü insanı bir karar verdiğinde, onu haklı çıkarmakta zorlanmaz. Bir kararı doğru ya da yanlış gösterme­nin yollarını bulabilir. Ancak, bu mekanizma onu nerede durdu­ğunun doğru bilgisinden saptırabilir. Örneğin, bir karar ortaya çıktığında, o buna içgüdüsel bir karşılık verir, ama sonra şöyle düşünür: “Bu konuda adil olmak istiyorum, bu yüzden buna karşıt görüş açısından da bakacağım.” Bu onun kafasını karıştı­rır ve o neyi istediğini gözden kaybeder.

Bu enkarnasyonda, Koç Kuzey Düğümü insanı tek amaçlı­lık geliştiriyor. O, bir seçim yapmadan önce her şeyi tartmak ye­rine sırf onun nereye varacağını görmek için ilk bitimini izlemenin değerini öğreniyor! Onun için, o anda ortaya çıkan içsel he­yecan duygusuna dayanan bir karar vermesi ve sonra tüm akü gücünü onu uygulamak için kullanması iyidir. Bu bir deneydir. Daha sonra, eğer o bu kararın “doğru” olmadığı hissine kapılırsa ve onu başka bir şey heyecanlandırırsa, sorumlulukla noksan yerleri tamamlayabilir ve bir sonraki işe girişebilir. Bu onun için bir “yeni başlangıçlar” enkarnasyonudur; böylece, vereceği bir­çok kararın daha sonra değişmesi doğaldır.

Aslında, bu enkarnasyon bir karar verme enkarnasyonu ola­rak düzenlenmemiştir. Karar verme, genellikle, iki bakış açısını dikkate alıp, sonra onları uzlaştırmayı içerir. Bu enkarnasyonda onun, “hakem” olmak yerine, bu bakış açılarından biri olması gerekmektedir! İşte bu yüzden, onun için en hayırlısı, kendisini doğru kararlara yönlendirecek ilk itilimlerini fark etme alışkan­lığını geliştirmektir. O zaman yaşamına canlılık, güven ve sevinç gelecek ve bu da herkes için bir nimet olacaktır.

Koç Kuzey Düğümü insanı için bu tek amaçlılığın önündeki büyük bir engel, onun tüm seçimlerindeki güzelliği takdir ede­bilmesidir. Geçmiş enkarnasyonlarda başkalarının yaşamlarına derinlemesine katılmış olduğundan, kendisi dışındaki her şeyin güzelliğini takdir etmeye alışmıştır. Onun herhangi bir “gözdesi” yoktur. O kendi zevklerinin, beğenilerinin neler ol­duğunu bilmediğinden, bir şeyi seçip, “İşte bu!” demekte zorlanır. Onun yapabileceği şey, zaman ayırıp, kendi “içinde” deği­şik şeyleri imgelemek ve tercihlerinin neler olduğunu hissetme­yi öğrenmektir. Örneğin, eğer ona en sevdiği rengin hangisi ol­duğu sorulursa, o hemen bir yanıt veremeyebilir. Ama eğer ken­di başına kalıp, renkleri “içinde” imgeler ve her bir renkle nasıl rezonansa girdiğini hissederse, tercihini keşfedecektir.

Bu insan bir karar vermek zorunda olduğunda, çoğunluk­la, doğru seçimin ne olduğunu hisseder. Ama bazen, o sezgisel itilimle temas kuramadan, bir karar vermeye zorlanır. Burada da imgeleme yardımcı olabilir. O, onu bedeninde nasıl hissettiğini anlamak için, birkaç dakika ayırıp, bir seçeneği izlediğini imge­leyebilir. Sonra, diğer seçeneği izlediğini imgeleyebilir ve o ko­nuda ne hissettiğini görebilir. Eğer bu önemli bir konuysa ve o he­men itilimsel bir tepki hissetmezse, doğru seçimde bulunabilmek için imgeleme yapmak üzere gerektiği kadar zaman ayırabilir.

BAŞKALARI TARAFINDAN YARGILANMAYI GÖZE ALMAK

Koç Kuzey Düğümü insanı, başkalarının onun karar verme sü­recine katılmalarına izin verirse, kendisiyle teması yitirir ve du­rum nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, doyum hissetmez. Geçmiş yaşamlarda onun kararları “takımı” (iki kişiyi) içeriyordu, sonu­cun partnerliğin yararına olması için onun diğer kişiye de danış­ması gerekiyordu. Ama bu yaşamda o kendi kimliğini geliştir­mek istiyor; bu yüzden onun kendi kendisine şunu sorması daha iyi olacaktır: “Ben bu karar hakkında ne hissediyorum?”

O başka bir kişiye kararını söylediğinde, o kişinin bu ka­rarı onaylayıp onaylamamasından etkilenir. Çok duyarlı oldu­ğundan, eğer diğer kişi o kararı onaylamazsa, o şöyle düşünmeye başlar: “Belki de doğru kararı almadım.” Bu yüzden, onun, ken­disi değiştikçe ve geliştikçe kararlarının da değişeceğini bilerek, kararlarını kendisine saklaması daha iyi olur.

Koç Kuzey Düğümü insanı, başkalarının düşüncelerinden etkilendiğinden (özellikle bu saygı duyduğu biriyse), başkaları­nın yargılarına kendi içgüdülerinden daha çok güvenme eğilimindedir. Ama bu enkarnasyonda o kendi yargılarını savunma­yı öğreniyor ki bu “haklı olmak”tan çok, kendisi hakkında daha çok şey keşfetmesiyle ilgilidir!

Bu insan, sağlam mantığa dayanmayan bir karar verdiğin­de başkalarının onu sert bir biçimde yargılayacaklarından kor­kar. Başkalarının mantığa dayanan kararlar verdiklerini görür, bu yüzden eğer düşünmeden bir karar verirse, bunun diğerleri­nin kararları kadar geçerli olmadığını düşünür. Ancak, mantığı izlemek başka bir düğümsel grubun üyesi için daha doğru olabil­se de, onun için itilimlerini izlemek doğrudur. Koç Kuzey Düğümü insanı için, hissettiği ilk itilime dayanan kararlar genellik­le en yararlı olanlardır sonra o kararlarını uygulamanın en iyi yolunu bulmak için mantığı kullanabilir.

Eğer Koç Kuzey Düğümü insanı bir karar verme durumundaysa ve içinden hiçbir itilim gelmiyorsa, bir karar vermemesi uygundur. Bu onun o sırada bir karar vermesinin uygun olmadı­ğını gösteren bir işaret olabilir, ya da onun gerçekten bir tercihi yoktur. O durumda sadece, “Bilmiyorum,” demesi iyi olur.

Bu insan, başka bir fikir masaya konulmuş olduğunda, ona karşılık vermekte kendisini daha rahat hisseder. O zaman o fikri kabul edebilir ya da etmez. Fikri önce kendisinin ortaya koy­ması onun için ürkütücüdür. Ama bu enkarnasyonda onun özelliği, pat diye ortaya çıkan yenilikçi fikirler sunmaktır! Koç Ku­zey Düğümü insanı başkalarının kararlarını destekleme konu­sunda harikadır, ama bu enkarnasyonda o kendisinin gitmek is­tediği yeri içgüdüsel olarak hissetmeli, kendi fikrini masaya koymalı ve onu yüzde yüz desteklemelidir. Bu enkarnasyonda, o çığır açıcıdır!

GEREKSİNİMLER

Bir Kimlik Duygusu

Pek çok enkarnasyonda başkalarını desteklemek uğruna kendi kimliğini feda ettiğinden, Koç Kuzey Düğümü insanı bu kez bir kimlik duygusundan yoksun olarak doğdu. Şimdi onun başlıca gereksinimi, gerçek bir kimlik duygusunu yeniden keşfetmek ve oluşturmaktır. Özellikle çocukluk ve gençlik yıllarında, onun tüm benlik duygusu başkalarının onu nasıl gördüklerine dayanır. O kimliğiyle ilgili olarak başkalarının tanımlamalarını benimseye­bilir, ya da buna tümüyle direnebilir. Ne olursa olsun, bu onun kimliği değildir bu başkalarının onun kimliğiyle ilgili kavramına bir tepkidir. Kendini keşfetme yoluna girmek için, o kendisi­ne şunu sormalıdır: “Başkalarının projeksiyonlarından ayrı olarak… Ben kimim?” O ancak kendi içine bakarak bir yanıt bula­caktır.

KENDİNİN FARKINDA OLMAK

Kendinin farkında olma gereksinimini yanıtlamak için, bu insa­nın düzenli olarak kendisini “denetlemesi” yararlı olur. O kendi­siyle temasta olmadığında, çoğunlukla, aşırı uçlarda davranır. Başkalarıyla birlikteyken, hep bir ışık taşıyıcısı sevecen, destek­leyici ve özverili olması gerektiğini hisseder. Bu onun her za­man böyle olamayacak yanını bastırır ve bu da yoğun bir kutup­laşma yaratır.

O her zaman sevecen ve destekleyici olmaya çalışır, çünkü onun geçmiş yaşamlarında oynadığı rol budur; ama bu olumlu rolün aşırı ucu karanlığın derinliklerini de harekete geçirir. Eğer o karanlığa daha yakından bakarsa, bunun aslında, ifade etmesi­ne izin vermediği o kendini öne süren yanı olduğunu görecektir. Bu onun yang yapısının bir parçasıdır onun erkeksi yanıdır. O kutuplaşmıştır, çünkü pek çok geçmiş yaşamda bastırılmış, böy­lece kişiliğin geri kalan bölümüyle bütünleşememiştir. Bu yüz­den o çok yoğun bir biçimde dışa çıkabilir, bu da Koç Kuzey Dü­ğümü insanını utandırır ve “Bu da nereden çıktı böyle?” diye düşündürür.

En iyi çözüm onun kendisiyle uyum içinde kalmasıdır: Kendi enerji alanı içinde kalması ve kendi içinde olup bitenlerle temas­ta kalmasıdır. Ve üzülüp sıkıldığında hemen kendisiyle iletişim kurmasıdır: “Hay Allah! Bir nedenden ötürü bu konuda sıkıntı duyuyorum.” Onun işi yalnızca kendisi olmaktır. O bunu ilk kez denediğinde rahatsızlık duyabilir; ama temel güdüsü sevgi oldu­ğundan, ortaya çıkan şeyin esasen doğru olacağına güvenmeli­dir.

Koç Kuzey Düğümü insanı sorumluluk üstlenmeyi, kendisi için yapması gereken şeyi yapmayı ve arzularını izleyerek kendi kendisine yeterli olmayı öğreniyor. O kendisine bir doyum duy­gusu vereceğini bildiği bir şeyi yapma itilimini hissettiğinde, onu sonuna dek götürmelidir. Geçmiş yaşamlarda kendisini arındır­mayı başardığından, itilimlerinin başkalarına zarar vermeyece­ğine, o itilimlerin aslında ona gitmesi gereken yönü gösterdiğine güvenebilir. Yaşamın her alanında, herhangi bir durumda, o en iyi hareketin ne olacağıyla ilgili ilk itilimine göre hareket etmeli­dir. Ve egodan gelecek herhangi bir direnişe aldırış etmemelidir. Bu yolla, o başkalarıyla içtenliğe ve kendisinin sorumluluğunu üstlenmeye dayanan bir dengeyi korur.

Bu insan, kendi kendine yeterliliğin değerinin farkında ol­madığından, başkalarının buna ne kadar değer verdiklerini anla­maz. Ondan yardım istememiş birisini desteklemeye başladığın­da, karşı tarafta olumsuz bir tepki yaratabilir. O, diğer kişinin enerji alanına girer, onun ne düşündüğünü ve ne hissettiğini öğ­renir. Onun başkalarının gereksinimlerinin farkında olması iyi­dir, ama o hem başkalarının hem de kendisinin sınırları olduğu­nu öğreniyor. O başkalarının kendi kendilerine yeterliliğine saygı göstermeyi öğrendiğinde, kendisi için de kendi kendine yeterlili­ğe değer vermeye başlar.

Koç Kuzey Düğümü insanı, diğer insanların kendileriyle il­gilendiklerini gördüğünde buna tepki gösterebilir. Yargılayıcı olur ve diğerlerinin kendilerine düşkün, başkalarını umursamaz ve bencil olduklarını düşünür. Oysa kendisiyle ilgilenmek bu in­sanın yapması gereken şeyin ta kendisidir! Kendisi bunu yapma­dığından, başkalarının bunu yaptıklarını görmek onu rahatsız eder. O başkalarında “bencillik” gördüğünde, bunu kendi gereksinimlerini kontrol etmek için bir hatırlatıcı olarak kullanabilir. Önceleri biraz aşırıya kaçsa bile, o kendisine dikkat etmeye baş­lamalıdır.

O buna, her gün kendisine yalnız geçireceği otuz kırk daki­ka ayırarak başlayabilir. Dış dünya tarafından rahatsız edilmeyeceği bir odada, kendi başına bir fincan çay içebilir ve o günü plânlayabilir, günlük tutabilir, ilham verici bir kitap okuyabilir, ya da öylece oturup düşünebilir. Burada amaç, bunun onun za­manı olmasıdır; bu süre esnasında öncelik ondadır. Eğer o ken­disi için bunu yaparsa, tüm gün boyunca başkalarına daha rahat­ça, içerlemeden verebilir. Onun solunumuna bilinçli olarak dikkat etmesi de yararlı olur: Bu onu bedeniyle temasta tutar. Başkala­rıyla birlikteyken, kendisini kendi sınırları içinde tutmak için zaman zaman bilinçli olarak derin bir soluk alabilir.

Bazı düğümsel gruplar burada bencil olmamayı öğrenmek için bulunmaktadırlar. Ama Koç Kuzey Düğümü insanı bencil olmamayı zaten bilir bu enkarnasyonda o bencilliği öğrenmeli­dir. O kendisiyle temasta kaldığında, bu herkes için yararlı olur. Bu, mantıklı değil, ama pratiktir. O kendisi olduğunda, başkaları­nı incitebileceğinden korkar; oysa kendisi olması başkalarına onun tahmin edebileceğinden daha derin bir düzeyde yardım eder. Bu insan “bencil” olmayı (yani, bir fikri sadece ona bir doyum duygusu verdiği için uygulamayı) denemeli ve bunun nasıl so­nuçlandığını görmelidir. Onun kendi mutluluğunu yaratma so­rumluluğunu üstlenmesinin zamanı gelmiştir.

İtibar Kazanmak

Koç Kuzey Düğümü insanı geçmiş yaşamlarında başkalarına yar­dım etmeye, onların fikirlerini desteklemeye ve projelerini yürü­tüp tamamlamaya alışmış olduğundan, “tamamlama enerjisi”ni anlar. Ancak, bu enkarnasyonda onun görevi işleri başlatmaktır. O işi başlatmak ve sonra o işi başkalarının sürdürmelerine izin vermelidir. Başkaları yardıma gelmezlerse, o tüm sorumluluğu üstlenebilir. Ama başkaları çıkıp gelirse, o onların kendisini desteklemelerine ve işi tamamlamalarına izin vermelidir ki böy­lece yeni bir fikrin peşine düşebilir!

Bazen bu insan, saygı ve itibarı başka birisinin kazanaca­ğından korkarak projelerini başkalarına vermek istemez. Onu başka birisi gerçekleştirirse, kendisinin daha az değerli sayılaca­ğım düşünür. Başkalarının işe sahip çıkıp onu geride bırakacakla­rından da kaygılanır. O kendisine şöyle sorar: “O zaman ben ne yaparım? Benim işim nedir? Benim önemim nerede?”

Bu tepkiler, Koç Kuzey Düğümü insanı kimliğini başkalarınınkiyle karıştırdığında ortaya çıkan acı verici yanlış anlamala­rın doğal bir sonucudur. O dengesini yeniden kazanmak için kendisini ayrı tutmalıdır ki kendi oynadığı rolü ve başkalarının oynadıkları rolleri açıkça görebilsin. O zaman, o tohum fikri keş­fetmekten ötürü kendi değerini hissedebilir ve bu fikri gerçek­leştirmeyi başkalarına bırakabilir.

Bazen onun saygı ve itibar kazanma arzusu o kadar güçlü bir hale gelir ki, başkalarının o fikri daha iyi ve kazançlı hale ge­tirebilecek olan yaratıcı enerjilerini geri iter. Eğer Koç Kuzey Düğümü insanının fikirleri gerçekten güçlüyse, başkaları onu des­teklemeye gelecek ve her biri kendi özel yeteneklerini getirecek­tir. Eğer o kendi fikirlerinin gerçekleşmesini istiyorsa, kendisine çekmiş olduğu kişilerin bireysel yeteneklerini kabul etmelidir. O, kendisine haksızlık etmeden başkalarını onaylamayı öğrenebilir.

Bazen, Koç Kuzey Düğümü insanı kafayı itibar kazanmaya öylesine takar ki, başkalarının o işe katkılarının önemini azalt­maya çalışır. İşin tüm itibarını kendisi kazanmak ister. Kuşku­suz, eğer o tüm itibarı kazanmak istiyorsa, tüm sorumluluğu da yüklenmeli ve her şeyi kendisi yapmalıdır; bu yüzden, onun fi­kirlerinin birçoğu hiçbir zaman meyve vermez. O, en önemli şe­yin onun özgün fikrinin itibar görüp kabul edilmesi tohum fik­rin gerçekleşip geniş kitlelere yayılması olduğunu anlamalıdır. Bunun olabilmesi için, o yoldan çekilmeli ve başkalarının yardım etmelerine izin vermelidir. Bu Koç Kuzey Düğümü insanı için bir rol değişimidir; o bir liderdir, ama başkalarının onu desteklemelerine ve fikrini geliştirmelerine izin vermelidir.

Bu enkarnasyonda bir kimlik duygusu geliştirmek onun kaderi olduğundan, onaylanıp itibar görme arzusu aslında onun bir benlik duygusu oluşturma isteğinden kaynaklanır. Ancak, gü­dü sonucu belirler. Eğer onun güdüsü doyum bulmak ve kendini keşfetmek ise, o doğrudur ve bu insan kazanacaktır. Eğer onun güdüsü başkalarından kabul görüp itibar kazanmaksa, o zaman o kendi özdeğeri duygusu için hâlâ başkalarının geribildirimine muhtaç demektir. O kendisini onaylamak için başkalarının onu onaylamaları gerektiği fikrini bırakmak ve kendi kendisini onay­layıp onurlandırmaya başlamalıdır. İroni şu ki, o kontrolü bıra­kıp, ona yardımcı olanların özel yeteneklerini kabul etmeye baş­ladığında, o insanlar daha çok katkıda bulunmak isteyecekler ve tüm projeye sevgi nüfuz edecektir. Ve başka hiç kimse onun işini yapamaz o başkalarının geliştirecekleri tohum fikirleri keşfet­mektedir.

KÖRLENMEK

Koç Kuzey Düğümü insanının, sevgi mesajını dünya ile payla­şabilmek için, köklenmiş bir varoluşa ihtiyacı vardır. Bunun anahtarı, onun sevginin ifade edilebileceği yolların önyargılı imaj­larından kurtulmasıdır. Eğer o kendisini ifade biçimini kendi sevgi fikrine (uyumlu, nazik, özenli, verici, şefkatli, vb.) uyacak biçimde sınırlarsa, eldeki fırsatı kaçırır, çünkü sevgi her türlü ta­nımlamanın sınırlarını aşar. Eğer bir çocuk sokakta karşıdan karşıya geçerken bir araba hızla onun üzerine geliyorsa, sevgi o çocuğu kolundan tutup kabaca kenara çekmeyi de içerebilir!

Bu insan sevginin tek reakte olduğunu ve başka her şeyin illüzyon olduğunu zaten bilir. O, her durumda hissettiği itilimlerin sevginin doğru ifadesi olacağına güvenmeyi öğreniyor. O, kendi içindeki sevgi ve takdir hislerini izlediğinde, kendisi olur. Ancak, başkaları tarafından itilip kakılmasına izin veren bir va­roluş hali olması yerine, kendisi için sağlam bir yer olması için, o enerjisini köklendirmelidir. Koç Kuzey Düğümü insanı bu sevgiyi başkalarıyla birlikte deneyimlemeye ihtiyaç duyar. Onun başarması gereken şey ken­di içsel varlığının bütünlüğünü korumaktır. İroni şu ki, onun ol­duğu gibi olması başkalarına da aynı şeyi öğretecek ve onlarda da sevgi hissini uyandıracaktır. Bunu yapmak için, bu insan diğer kişinin onunla ilgili görüşünü etkilemeye çalışmaktan vazgeçip, her an mümkün olduğu kadar çok içtenlikle ve dürüstlükle ken­disi olmaya odaklanmalıdır. Bu başlangıçta zor görünür ve onun yeni odağını uygulamayı kendisine hatırlatması ve disiplin ge­rektirir. Ama en sonunda, o kendisine sadık kalarak, sadece dü­rüst ve bencillikten yoksun bir biçimde davranabilir.

RUTİNLER

Bu insanın köklenmiş halde kalmasına yardımcı olan bir şey, onun bedeninin farkında olması, bedeninin ona bir benlik duy­gusu veren doğal bir sınır olmasına izin vermesidir. O başkaları­nın bilincine “girme” ve kendi merkezini kaybetme eğilimindedir. Bu yüzden, daha köklenmiş bir halde kalmak ve gereksindi­ği denge ve uyum duygusunu hissetmek için düzenli olarak eg­zersiz yapması onun için sağlıklıdır.

Bir rutininin olması da onun için yararlıdır bu her gün kendisini denetlemenin bir yoludur. Bu çok sıradan bir şey ola­bilir: Sabah ilk iş olarak yatağını düzeltmek, kahve yapmak, per­deleri açmak, günlük egzersizini yapmak, meditasyon yapmak, sağlıklı bir kahvaltı hazırlamak, köpeği gezdirmek. Onun eğilimi ise bir gün yatağı düzeltmek, ertesi gün yatağı kısmen düzelt­mek, üçüncü gün hiç düzeltmemek, dördüncü gün ise belki dü­zeltmektir!

Tutarsızlık ve bir rutinden yoksunluk onun kişisel gücünü yavaş yavaş zayıflatır, bu yüzden rutinde günlük tutarlılık önem­lidir. Buna ek olarak, o haftalık bir rutini ya da ritüeli de uygu­layabilir: Haftada bir kez ibadet ettiği yere gidebilir, ya da öğle yemeğinde aynı arkadaş grubuyla buluşabilir. Bu onun yaşamının rastgeleliği tarafından mağdur edildiğini hissetme eğilimini önleyecek, ona içinden kaynaklanan bir düzen ve disiplin duygusu verecektir. Başkalarının enerjisine ve bilincine bir girip bir çık­mak yerine, bu rutin onun kendi kimliğini geliştirmesine yar­dımcı olur.

Ancak, Koç Kuzey Düğümü insanı rutini hor görür ve bu­nun iyi bir nedeni vardır. Geçmiş yaşamlarında, bir rutini olması onun kendisine ihtiyaç duyulduğunda başkalarına yeterince des­tek olmasını engellerdi. O, başkalarının gereksinimlerine daha kolayca uyabilmek için kendi rutinini kendi yaşamını geliştir­medi. Ama bu enkarnasyonda, güçlü rutinler geliştirmesi ve baş­kalarının ona uymalarına izin vermesi onun yararınadır. Ayrıca, kendi rutininin olması onun başkalarının rutinlerinin içine düş­mesini önler. Bunun geliştirdiği disiplin onun için güçlendirici­dir: Bu onun içindeki savaşçıyı uyandırır ve bundan ötürü o kendisini harika hisseder!

Hobilerini ve yeteneklerini keşfetmek de bir benlik duygu­su geliştirmenin iyi bir yoludur. Koç Kuzey Düğümü insanı, baş­lıca ilişkisinden ayrı olarak, kendi ilgi alanlarına zaman harca­dıkça, onun kimliği de gelişir. O, tutarlı uygulamayla bu yete­nekleri geliştirmeli, kişisel bir doyum duygusu veren şeyleri dü­zenli olarak yapmak için zaman ayırmalıdır. Örneğin, eğer sa­natsal yeteneği varsa, bir sanat kursuna yazılabilir. Eğer yetene­ği müzikse, müzik dersleri alabilir. Eğer dans etmeyi seviyorsa, dans dersleri alabilir ve/veya partneri ve dostlarıyla düzenli ola­rak dans etmeye gidebilir.

KENDİNİ DİSİPLİNE SOKMAK

Koç Kuzey Düğümü insanının köklenmiş olma duygusu özdisiplini içerir. Onun yararına olacak her şey disiplin gerektirir: Her gün kendi başına belli bir zaman geçirmek, yaşamını güçlü kıl­mak için seçtiği birkaç rutini uygulamak ve kendini takdir et­meyi hatırlamak.

Bu insanın özdisiplini uygulamasına ve kendisini denetle­mesine yardımcı olacak bir deney, kendi yemek yeme alışkanlığının farkına varmasıdır. Amaç, bilinçsiz bir biçimde (sıkıntıdan, ya da duygularla başa çıkmak için) yememek, bedeni acıktığında bunu fark etmek ve bedeninin istediği şeyi yemektir. O bu ko­nuda imgelemeyi kullanabilir. Bir lokma salata yediğini imgeleyebilir ve bedeninin buna nasıl bir tepki verdiğine dikkat eder. Çor­ba içtiğini, bir sandviç, meyve ya da patates püresi yediğini hayal edip, bedeninin buna nasıl bir tepki verdiğine bakabilir.

Koç Kuzey Düğümü insanı o denli duyarlıdır ki, belli bir yi­yeceği yediğini hayal ettiğinde, bedeni ona o yiyeceğin iyi mi ge­leceğini, yoksa onu ağırlaştıracağını mı, ya da enerji mi vereceği­ni söyleyecektir. O zaman o, o anda ne hissetmek istediğine göre yemek yiyebilir. Ama o kendisiyle temastan o kadar yoksundur ki, bu süreç bile başlangıçta zor gelebilir. Onun bu konuda çalış­ması gerekebilir; ancak bunu yaptığında, bu çok doyum verici olur ve kendisiyle olan bağlarını güçlendirir.

Özdisiplini bir ceza değil, bir uygulama, bir alıştırmadır. O, “sorumluluk üstlenen” kasları güçlendirmeyi ve işleri gücü, sağ­lığı ve esenliği geliştirecek biçimde düzenli olarak yapmayı içe­rir. Bu insan özdisiplinini kimliğini ortaya çıkaracak bir araç ola­rak kullanabilir. Özdisiplini bilinçli olarak uygulaması onun için­deki savaşçıyı dengeli ve uyumlu bir biçimde uyandıracaktır.

Ruhsal bir düzeyde, Koç Kuzey Düğümü insanı gerçekte kim olduğunu keşfediyor yeni, doğuştan var olan, doğal bir kim­liğin ortaya çıkmasına izin veriyor. Ancak, bazen o berrak bir kimlikten yoksun olmasını baş belası alışkanlıklardan kurtul­mak için kullanabilir. Bu insan için özdisiplini uygulamanın ko­lay bir yolu, kimliğini yeniden icat etmektir. Kendisiyle ilgili ön­ceden edinilmiş, katı bir algısı olmadığından, o zihninde kimliği­ni değiştirerek yaşamında sağlıklı değişiklikler yapabilir. Örne­ğin, bu düğümsel pozisyonda bulunan ve gençliğinde hiç sigara içmemiş bir müşterim vardı, ama onunla tanışmamızdan beş yıl önce aşırı sigara içmeye başlamıştı. Bir gün o birden, yan etkileri olmadan ya da alışkanlık krizine girmeden sigarayı bıraktı. O sa­dece, kendisini sigara içmeyen biri olarak “hatırlamıştı!”

KENDİ MERKEZİNİ OLUŞTURMAK

Merkez Olarak İlişki

Koç Kuzey Düğümü insanı pek çok geçmiş yaşamda başkala­rıyla özdeşleşmiş olduğundan, “merkezini” içsel benlik duygusu­nu partnerininkiyle karıştırır. Partneri aslında onun “merkezin­de” bulunduğundan, o partnerinin ruh hallerine karşı aşırı du­yarlıdır. Bu yüzden, partner mutsuz ya da hoşnutsuzsa, Koç Ku­zey Düğümü insanı bunu hissedecektir. O, kendi esenlik ve hoş­nutluk duygusunun bozulmaması için, tüm zamanını ve enerjisi­ni partnerini mutlu kılmak için harcayabilir.

Sorun şudur ki, hiç kimse başka bir kişiyi mutlu etme so­rumluluğunu üstlenemez. Bir insanın yapabileceği en iyi şey, partnerinin ruh halini geçici olarak değiştirecek bir harç malze­mesi katarak, onu “yatıştırmak”tır; ama sonra partnerin mutlu kalması için sürekli olarak yatıştırılması gerekir. Ve bu enkarnasyonda bu Koç Kuzey Düğümü insanı için bu şekilde işlemek üzere düzenlenmemiştir.

Aslında, o kendisinden beklenen gelişimi, yaşamını sürdüre­bilmek için ilişkilerin gerekli olduğu fikrinden kurtularak sağla­yabilir. O, tek başına ayakta kalmayı ve başkalarıyla yeni bir pers­pektiften ilişki kurmayı öğreniyor. Ancak, duyarlı olmasına rağ­men, onun diğer insanlarla ilgili hiçbir bilgisi yoktur: O insanla­rı neyin güdülediğini, onların neyi aradıklarını ve ne tür bir ba­şarı kazanmak istediklerini bilmez. Bazen o diğer kişiyi (ve ken­disini), yalnızca, tatmin edilmiş ya da edilmemiş ivedi ihtiyaçları ve arzuları olan insanlar olarak, yüzeysel bir düzeyde görür. O di­ğer kişinin kimliğini, onu ruh halini uyumlu tutmaya yönlendi­recek kadar görür. İnsanların Koç Kuzey Düğümü insanını şa­şırtmalarının ya da düş kırıklığına uğratmalarının nedeni budur o diğer kişinin gerçekte kim olduğunu hiçbir zaman görmemiştir.

Birçok bakımdan, Koç Kuzey Düğümü insanı diğer kişiyle hiç ilişki kurmaz o diğer kişiyle arasındaki ilişkiyle ilişki kurar. Bu, partnerinin ya da kendisinin gelişimine gerçekten yardımcı olmasını sağlamaz. İlişki bir varlık değildir; o, iki birey gelişme­diği takdirde, gelişemez. Böylece, bu insan ilişkiye ne kadar za­man ve enerji harcarsa harcasın, ilişki ona bir karşılık veremez. Bu yüzden, her iki partnerin özerklik ve bireysel yaratıcı ifade gereksinimlerini incelemesi onun için daha yararlı olacaktır. O, partnerini sonuçlara tek başına ulaşmaya teşvik ederek, hem onu hem de kendisini bireyler olarak gelişmek üzere serbest bı­rakabilir.

Koç Kuzey Düğümü insanının partneri yerine ilişkiye odaklanmasının bir sakıncası da, onun partnerinin kimliğini gerçekten geçerli kılamamasıdır. Koç Kuzey Düğümü insanı sü­rekli olarak partnerini yatıştırmak, ona güvence vermek, ya da onu “toparlamak” yerine onun kendi kendisine yeterli olabilece­ğine inandığında, o kişinin gücünü görmeye başlayacak ve onu bu gücü kullanmaya teşvik edebilecektir. Bu onun kendisini de daha derin bir düzeyde görmesine, kendi gücünü fark etmesine ve gelişim için duyduğu itilimleri izlemesine zemin hazırlar.

HAKTANIRLIK VE KENDİNİ ÖNE SÜRMEK

Koç Kuzey Düğümü insanının aklı adalet ve haktanırlık ideal­lerine takılıdır; o bir şeyin haksız olduğunu düşündüğünde zıva­nadan çıkar. O, dünyanın ve diğer insanların kendi katı ölçütle­rine uymalarını ister. “Ben başkalarına karşı adil davranacağım, başkaları da bana karşı adil davranmalıdır,” diye düşünür. Bu insan dünyanın daha adil olmasını içtenlikle ister, ama bunun böyle olmaması aslında onun en yüksek hayrınadır! Çünkü ken­di adalet fikirleri sonuç vermediğinden, o “iyi olmak” yerine, doğrudan içgüdüleriyle kimliğiyle davranmaya itilir. Birçok enkarnasyondan beri o kendisi olmasının uygun olacağı bir zamanı bekliyordu ve bu o zamandır!

Bu enkarnasyonda, kendi haktanırlık ve adalet duygusu bu insanın doğru yolda olup olmadığının ya da bir başkasına kızma­ya hakkının olup olmadığının doğru bir göstergesi değildir. As­lında, o adaletsizlik ya da haktanırlık konusunda “zıvanadan çıktığı” her seferinde yoldan da çıkar. Önce, onun “adil” tanımı, başkaları için kendi ihtiyaçlarını ve arzularını feda etmesiyle çok ilgilidir o benlik kaybına uğramadan ne kadar çok verebileceğiyle ilgili sınırları sürekli olarak ihlal eder. Sonra, “haktanırlık” gereği, başkalarının da aynı şeyi yapmalarını bekler. Bu insan kendi doğal sınırlarını ihlal etmeyi bırakmayı ve başkalarının da kendi sınırlarını aşmaları için ayartmamayı öğreniyor.

Koç Kuzey Düğümü insanı, bir şeyin adil olmadığını düşün­düğünde içerler. Eğer içerlemişse, bu geri çekilip aküsünü yeni­den doldurması için bir işarettir. Bu ayrıca onun duygularını ifa­de etmesi gerektiğini gösterir: “Kendimi içerlemiş gibi hissediyo­rum, bu yüzden bir süre kendi başıma kalıp bunu halledeceğim.”

Dürüst ifade onun kimlik duygusunu geçerli kılar ve güç­lendirir. Bu ayrıca diğer kişiye Koç Kuzey Düğümü insanının ge­reksinimlerini ve sınırlarını fark etme şansını verir. Diğer kişi­nin verdiği karşılıktan, Koç Kuzey Düğümü insanı kiminle iliş­kide olduğu konusunda daha berrak bir fikir edinir. Eğer diğer kişi, “Seni kıracak bir şey mi söyledim?” derse, Koç Kuzey Dü­ğümü insanı meseleyi hemen orada halletme fırsatı bulabilir. Başkalarının farklı geçmiş yaşam deneyimleri olduğundan, o on­ların kendisi kadar duyarlı olmalarını bekleyemez. Ama bir kez kendisini açıkça ifade ettiğinde, diğer kişinin verdiği karşılıktan, onun kendisini dinlemesi ve gereksinimlerine saygı göstermesi için ne kadar dayatması gerektiğini anlayabilir.

Koç Kuzey Düğümü insanı, kendisini açıkça ifade etme yo­luyla haktanırlığı geliştirmeyi, kendisini yapıcı bir biçimde öne sürmeyi öğreniyor. Örneğin, bir arkadaşından epey yüklü aylık ödemelerle bir mülk satın alan Koç Kuzey Düğümlü bir kadın müşterim vardı. Bir gün arkadaşı ondan beklenmedik bir sorun nedeniyle para istedi ve müşterim ona parayı hemen verdi (Koç Kuzey Düğümü insanının yardım etme ve paylaşma içgüdüsü). Müşterim, arkadaşının borcunu ödeyeceğini ya da bu parayı onun bir sonraki ödemesinden düşeceğini varsaydı. Ancak, arkada­şı borcunu ödemedi ve bu borcu hiçbir zaman kabullenmedi. Müşterim buna üzüldü ve içerledi, ama bu meseleyi hiçbir zaman or­taya getirmedi. Doğal olarak, o bu arkadaşından duygusal olarak soğudu.

Bu tip bir olay Koç Kuzey Düğümü insanının yaşamında sık sık meydana gelebilir; bunun sonucunda, o kendisini başkala­rı tarafından düş kırıklığına uğratılmış hisseder. Daha geniş bir bakış açısından, bu, yaşamın bu insana kendisini öne sürmeyi öğretme biçimidir. O başkalarıyla ilişkilerinde kendisi için sorum­luluk üstlenmelidir. Yukarıdaki örnekte, arkadaşı ondan para is­tediğinde müşterim şöyle diyebilirdi: “Tabii, bu parayı bir sonraki ödemeden düşebilirim, ya da üçe bölüp sonraki üç ödemede tahsil edebilirim, ya da sana uygun gelen nedir?” Bu yolla, müşterim kendi paylaşma ihtiyacını karşılamış ve kendisini dürüst ve adil bir biçimde güvence altına almış olurdu.

Koç Kuzey Düğümü insanı vermeyi gerçekten sever, bu onun doğasıdır. Ama onun güdüsü ortak bağımlılık yaratmak de­ğil, sevgi olmalıdır. O, ilişkilerinde düş kırıklığına uğramamak için saf bir biçimde, bir sonuç beklemeden vermelidir. Eğer den­gesiz bir biçimde verdiğini görürse, her ikisinin de gereksinimle­rinin eşit olarak karşılanması için partneriyle açıkça pazarlık ede­bilir. O, başkalarının onlara kendilerinden tam olarak ne bekle­diğini bildirmeden karşılık vermelerini beklediğinde, yoldan çı­kar o sessiz beklentilerini seslendirmelidir!

Kendisini öne sürerek ve verdiği şeyin karşılığında ne beklediğini karşı tarafa bildirerek durumun adil olmasını sağlamak ona düşer. Eğer o bunu yaparsa kendisini mutlu hissedecektir, çünkü adaleti sağlamış olan odur. Bu onun güvenini geliştirir. Böylece, başkalarına gücenmek yerine, kendisinden hoşnut ola­caktır.

Haktanırlığı bilen o olduğundan, o kendi ölçütlerini açıkça bildirerek bunu başkalarına da öğretebilir. O zaman, o diğer ki­şiye yalnızca vermekle kalmaz, ilişkilerde nasıl alınacağı ve verileceğiyle ilgili bilgisini de paylaşıyor olur.

Bu insan, bu enkarnasyonda ortaya çıkmakta olan taze enerjiye kendisini dürüstçe öne sürerek erişebilir o bunu başkaları­nın beklentilerini bekleyerek ve onlara tepki göstererek değil, kendi varlığının itilimlerini hissedip ifade ederek yapabilir. Baş­kalarına karşı duyarlılığı güçlü olsa da, o kendi kimlik duygusu­nu geliştirmeyi sürdürmelidir. O kendi kendisine yeterli olabil­diğinde yeni bir güven hissedecek, bu güven onu başkalarıyla sağlıklı ve yaratıcı biçimlerde ilişki kuracak şekilde güçlendirecektir.

İLİŞKİLER

BAĞIMLILIK

Başkalarıyla (özellikle eşiyle) uyuma bağımlılık, Koç Kuzey Düğümü insanı için bu enkarnasyondaki esas sorundur. Aslında, sorun bağımlılığı aşar bu onun partneriyle, bazen de önem verdiği tüm kişilerle tam olarak özdeşleşmesini içerebilir. Koç Kuzey Düğü­mü insanı, çoğunlukla, partneriyle öylesine özdeşleşir ki, onun duyguları tarafından ezilir. Diğer kişi herhangi bir konuda endi­şelendiğinde, o hemen uyumu tekrar sağlamak için gerekli olan şeyi söyler ki kendisini daha iyi hissedebilsin. O partnerine ken­disinin bir uzantısıymış gibi davranır ve sonra, kendisini yeni­den rahat hissedebilmek için partnerini “düzeltmeye” ve uyumlu’ kılmaya çalışırken sabrını yitirir. Ama onun sabrını yitirmesi ge­nellikle durumu daha da kötüleştirir.

Bu insan, partnerini istediği gibi yönlendirerek kendi içsel uyumunu yeniden kazanmaya çalışmasının iyi sonuç vermeyece­ğini anlamalıdır. Partnerinin uyumsuzluğunu hissettiğinde işe yarayacak olan şey, onun partnerinden nazikçe izin isteyip, bir süre yalnız kalmasıdır. Onlar kendisinden yardım istemedikçe, Koç Kuzey Düğümü insanı başkalarına, onların kendi hissettik­leri şeyi deneyimlemelerine ve kendi başlarına halletmelerine izin verecek kadar saygı göstermelidir. İnsanlar daha derin bir özfarkındalık düzeyine böyle erişirler.

Ayrıca, bu insan, ondan biraz uzaklaştığında partnerinin neler hissettiğini daha iyi anlayabilir. İşte bu yüzden onun kendi kimlik duygusunu güçlendirecek kişisel eşyasıyla çevrili kendi alanına sahip olması çok önemlidir. Onun, partneriyle aşırı özdeşleştiği zaman gidebileceği yalnız kalabileceği bir yere ihtiya­cı vardır.

SINIRLAR

Bu insan, kendisinin ve partnerinin sınırlarını tanımayı red­dettiği ve diğer kişinin onun “merkezi” olmasına izin verdiği sü­rece, içsel sükûneti asla deneyimleyemez. Örneğin, evlilik sorun­larını çözme umuduyla bana gelen Koç Kuzey Düğümlü bir müş­terim vardı. Bu bey yirmi üç yıldır evliydi, epey zengindi ve onun davranış kalıbı hep, karısının huysuzluğunu ona hediyeler alarak yatıştırmak olmuştu. Birlikte uzun yolculuklara çıkıyor­lardı ve müşterim karısını mutlu etmek için her şeyi yapıyordu; çünkü karısı mutlu olduğunda o da mutlu oluyordu. Ama karısı­nı kendi merkezine yerleştirmiş olduğundan, onun yaptığı şey tümüyle kendisinin rahat kalması ve bir sağlamlık duygusu his­setmesi için karısını yönlendirmekti.

Yıllar geçtikçe müşterimin eşini mutlu etmesi giderek güç­leşti ve sonunda hiçbir şey onu tatmin etmez oldu. Karısı, kendi öz duygusunu ve bireysel kişiliğini yaratma yolu olarak, diğer ai­le üyelerine hakaret etmeye başladı. Bu yıkıcılık giderek hızlan­dı, en sonunda bu olumsuz enerji o kadını bile mutsuz kıldı.

Müşterim çılgına dönmüştü; yapabileceği hiçbir şey eşini mutlu etmiyor ve onun kendi merkezini rahatlatmıyordu. Bu, Koç Kuzey Düğümü insanının öğrenmekte olduğu bir derstir: İdeal koşullar altında bile, başka birisi sizin merkezinizdeyse hu­zurlu kalamazsınız. Hiçbirimiz başka bir kişiyi neyin mutlu ede­ceğini gerçekten bilmeyiz ve eğer bu sorumluluğu üstlenirsek, o kişiyi kendisini keşfetme ve doyuma ulaşma mücadelesinden yok­sun bırakırız. Eğer müşterim, kendisi huzurlu kalabilmek uğru­na eşini mutsuzluk anlarından ayırmasaydı, eşi kendi ruh hal­leriyle başa çıkabilmeyi öğrenme fırsatını bulacaktı. Bu onun en nihayet kendi içsel varoluş halinden sorumlu olmanın bir yolu olarak yıkıcı davranma gereksinimini önleyebilirdi.

Koç Kuzey Düğümü insanı kimliğinin sınırlarını bu sınır­lar onun içinde ortaya çıkar çıkmaz ilan etmeye alışık değildir. Bu onun en yüksek hayrına ters düşse bile, o yine de partnerini destekleme ihtiyacı duyar. Böylece, eğer partneri onun yapmak istediği bir şeye karşı çıkarsa, o, “Peki, onu yapmayacağım,” di­yebilir, ama istediğini yine de yapmaya karar verebilir. Böylece, kendisini dürüstçe savunmayarak, ilişkideki sağlıksız bağımlılığı güçlendirir.

Bu tür sorunların bazıları, bu insanda doğuştan var olan muazzam sevgi ve şefkatten kaynaklanır. O, geçmiş yaşamla­rında duyarlılığı o denli geliştirmiştir ki, şimdi bir kişiye ya da duruma karşı partnerinden daha çok şefkat duymak onun için olağandışı bir şey değildir. Bazen, partneri belirli bir sorunla uğ­raşmak istemeyebilir ve Koç Kuzey Düğümü insanı uyumsuz­luktan kaçınmak için, “Peki, uğraşmayalım,” der. Sonra o içerlemeye, ama durumu düzeltme konusunda kendini çaresiz hissetmeye başlar. Başkalarını destekleme ihtiyacı onu partnerinin ar­kasından iş çevirerek bir yardım eli uzatmaya götürebilir; ama sonra partneri güvenine ihanet edildiğini hisseder, bu da ilişkiyi zedeler ve Koç Kuzey Düğümü insanı olduğu gibi olmasının des­teklenmediğini hisseder.

Bu sorun her iki tarafın bazen bir takım, bazen de iki ayrı birey olarak daha esnek olmak için “biz” fikrini genişletmesiyle çözülebilir. Yukarıdaki durumda, Koç Kuzey Düğümü insanı ne hissettiğini ifade etmelidir ki bu epey cesaret ister. Örneğin, o şöyle diyebilir: “Peki, bu durumu desteklemek istemediğini anlı­yorum, ama ben buna enerji harcamak istiyorum. Böylece, bunu bağımsız olarak yapacağım.” Farklı bir tercihi olduğunu anladı­ğında, bu insan şunu söylemeyi göze almalıdır: “Bu konuda ben böyle düşünmüyorum.” Sorun, onun doğru olduğunu düşündüğü şeyi yapması değil, o konuda yalan söylemesidir.

Bir Partner Seçmek

Bir eş ya da bir yakın ilişki ararken, Koç Kuzey Düğümü insanı bilinçaltı olarak, içinde kendisini kaybedebileceği bir ilişki ara­maktadır. O, diğer kişinin içine kendisini tümüyle “güvende” his­sedecek kadar gömülmek ister. Bu eski, “iki yarım bir bütün eder” teorisidir, ama o bu insanın işine yaramaz. O, “iki ayrı bü­tünün sağlıklı bir takım oluşturduğunu” öğrenmek için burada­dır.

Ancak, bunun farkına varıncaya dek, o özdeşleşebileceği biri­sini bulmaya çalışacaktır ve bulduğunda, tüm sevgi ve desteğini o kişiyi güçlendirmeye akıtacaktır. Ama o bu pozisyondan bir partner aradığında, bu asla iyi bir sonuç vermez. Çoğunlukla, o kendisini istismar eden ya da düş kırıklığına uğratan insanlara çekilir. Aslında, tam zıt bir yaklaşımın bu insan için iyi sonuç vermesi programlanmıştır. O başkalarına odaklanmayı bırakıp, kendisine odaklanmalıdır. Kendisi olmaya odaklandığında, ken­di gerçek, özgün kimliğinin ortaya çıkmasına izin verdiğinde ve kendi bireysel yönüne gittiğinde, enerjisi onu takdir edecek ve de­ğer verecek doğru kişiyi ona çekecektir.

Koç Kuzey Düğümü insanı geçmiş yaşamlarından partner­liğin mutluluklarına öylesine alışkındır ki, bilinçaltı olarak, mut­lu olmayı birbirine bağımlı olarak yaşanan bir ilişkiyle bağdaştı­rır. O, bu yaşama her zaman her şeyi partneriyle birlikte yap­mak isteyerek gelmiştir. O, temelde neşeli bir insandır, ama ba­ğımlılık duygusuna dayanan ilişkinin yüzeyi altında bir enerji tükenişi meydana gelmektedir. Koç Kuzey Düğümü insanının ilgi görme ve diğer kişinin kimliğinin bir parçası olma ihtiyacı dipsiz bir kuyudur.

Bilinçaltı olarak, bu insan başkalarının enerjisi olmadan ya­şayamayacağına inanır. Böylece, çevresindeki daha güçlü insan­larla karşılıklı bir bağımlılık geliştirme eğilimi gösterir. Partne­rinin hedeflerine ulaşmasına yardım etmek için kendi hedefle­rinden zaman ve enerji çalar. Başkalarının gereksinimlerine kendininkilerden daha duyarlıdır. Bu şekilde, o diğer kişinin yaşamını sürdürebilmek için gereksindiği bütünleyici bir parça haline gelerek, bir bağımlılık yaratır.

Sonra Koç Kuzey Düğümü insanı partnerinin onun bağım­sızlığına “müdahale etmesine” içerler ve sağlıksız bağımlılığı ken­disi yaratmış olmasına karşın, hedefine erişemediği zaman part­nerini suçlar. O bunun sevgi olduğunu sanır (gerçekten de, bu insan çok sevecen ve işbirlikçidir), ama özverisinin çoğu, bilinç­altı olarak, kendi amacı yönünde etkilemektir. Sevgi, vermenin karşılığında bir şey beklemez ve içerleme bir şeyi beklemenin ve onu alamamanın bir yan ürünüdür. Koç Kuzey Düğümü insanı, ne kadar vermek istediği ve karşılığında ne beklediği konusunda kendisine ve başkalarına karşı dürüst olmayı öğrenmelidir. Onun bir takımın parçası olması, kendisinin de desteklenmesini sağla­ması anlamına gelir.

BAĞIMSIZLIĞI ÖĞRENMEK

Bu insan başkalarına bağımlı olmama dersini öğrenmekte oldu­ğundan, bilinçaltı olarak, kendisine güvenilmez kişileri çeker. Bu ona kendisine güvenmeyi öğrenme fırsatı verse de, bu süreç epey acı verici olabilir.

Koç Kuzey Düğümü insanı, genelde, ilişkiyi iki insanın tü­müyle bütünleşmesiyle sonuçlanacak şekilde etkilemekte o denli kararlıdır ki, partnerinin kimliğini tam olarak fark etmez. Diğer kişiyi yalnızca onu nasıl hoşnut edebileceği açısından görür. Ge­nellikle, durup diğer kişinin gerçek içsel kimliğini daha derin bir düzeyde fark etmez. Daha da kötüsü, kendisini tamam hissede­bilmek için merkezini dolduracak birisini aradığından, başkala­rının da bir benlik duygusundan yoksun olduklarını ve bir ta­mamlanma duygusu kazanabilmek için bir partner aradıklarını varsayar. Böylece, ilişkilere çok toyca ve doğru olmayan önerme­lerle girer.

Diğer kişinin kim olduğu ve ne istediği konusunda kusurlu fikirlerle hareket eden Koç Kuzey Düğümü insanı, çoğunlukla, ilişkiye derin bir duygusal yatırım yapar ve sonra o kişi onu terk ettiğinde ya da düş kırıklığına uğrattığında karmaşaya düşer. Diğer insanların birçoğu kendisine ait bir merkez duygusuna sahiptir ve birçok bağımsız tip, Koç Kuzey Düğümü insanının fi­ziksel ya da bilinç olarak her an ona bağlı kalmak isteyişine, bu boğucu isteğe isyan edecektir.

Koç Kuzey Düğümü insanı bencil ve epey kişisel ilgi iste­yen insanlara çekilme eğilimindedir. O, tam bir ilgi bekleyen ve eşit bir düzeyde karşılık vermeden onun enerjisini alan tipleri kendisine çeker. Böyle ayırt etmeden vererek, o başlangıçta du­yarlı olan bir partnerin istemeyerek duyarsızlaşmasına da neden olabilir.

Genellikle, Koç Kuzey Düğümü insanı karşılığında biraz du­yarlılık gösteren kişilerle birlikteyken daha iyi durumda olur. O, “enerji çatışmasına” girmek zorunda olmadığı insanlarla birlik­teyken daha rahat eder. O, diğer kişi tarafından tümüyle yutul­masına izin verme eğilimindedir; bu yüzden, onu kendisi olmaya teşvik edecek ve sevecen, verici doğasını istismar etmeyecek biri­siyle birlikte olması gerekir. Kuşkusuz, onun kendi görüşünü in­sanlara bildirmesi, onların ona karşı duyarlı davranmalarına yar­dımcı olur.

DOLAYLI YAKLAŞIMLAR

ÇATIŞMALARDAN KAÇINMAK

Koç Kuzey Düğümü insanı bazen huzur ve uyuma o denli bağlı­dır ki, tüm çatışmalardan kaçınarak, istemeden ilişkisini zede­ler. O, işe, “Tamam, ben bir takım oyuncusu olacağım,” diyerek başlayabilir ve sonra ileride meydana gelebilecek bir çatışmayı önceden görebilir; ancak, ortaya çıktığında onu halledeceği yer­de, büyük bir tartışma haline gelene dek o çatışmayı erteler.

Bu insanın yapması gereken şey, tutarlı bir biçimde kendi görüşünü savunma ve itilimlerini hemen ifade etme konusunda uyanık olmaktır. Örneğin, bir fikir onu heyecanlandırsa, o ko­nuda yalan söylemek ya da onu önemsememek yerine, “Ben bunu yapmak istiyorum,” demelidir. Onu durduran şey, partnerininkinden farklı bir görüşe ya da farklı bir hedefe sahip olma korkusudur. O kendisini tehdit altında hisseder, çünkü onu he­men halletmediği takdirde farkı zihninde büyütür, kendi kendi­sine bunun asla çözülemeyecek kadar büyük bir fark olduğunu söyler. Aslında, eğer Koç Kuzey Düğümü insanı daha başlangıç­ta kendi görüşünü dürüstçe açıklasa, bu farklılıklar onun partneriyle daha derin bir biçimde birleşmesi için fırsatlar haline gelir.

Çoğunlukla, bu insan, var olan bir görüş farklılığını büyüt­memek için gerçeği söylemeyi erteler. O, partnerinin karşı çıka­cağını bildiği bir şeyi yapmak istiyorsa, bunu onun haberi olma­dan yapmaya çalışabilir. Sonra, partneri bunu öğrendiğinde, gö­rüş farklılığı varlığını sürdürür ve buna incinme ve güven sar­sılması da eklenir. Durumu tartışmayarak, o partnerini onun ge­lişimi için bir şey yapmasını destekleme fırsatından yoksun bı­rakmıştır. Şimdi bir tartışma o durumu yatıştırabilir, ama ilişki­deki zedelenmeyi gidermek için çok şey yapılması gerekecektir.

Örneğin, bir pilot olan Koç Kuzey Düğümlü bir müşterim vardı. Yan bir iş olarak, o bir yerden bir başka yere uçak teslim ederdi ve bundan çok zevk alırdı. Bir uçağı Türkiye’ye teslim edecekti, ama karısı onun bazı ailevi görevleri yerine getirmesini istiyordu. Müşterim, eşinin onun bu yolculuğa çıkmasını isteme­diğini biliyordu, ama bunu yapması gerektiğini hissediyordu, böylece bunu eşiyle konuşmadan teslimat için plân yapmaya başladı. Sonra, zamanı geldiğinde eşine, “Evet, bu yolculuğa çı­kacağım,” dedi. Eşi ise, “Ama bunu konuştuk ve sen gitmeyece­ğini söyledin!” diye karşı çıktı. Müşterim, eşine yalan söylemiş olma gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştı. Şimdi, onun gidebilmesi için eşini ikna etmesi ve yalanın yarattığı incinmeyi gidermesi gerekiyordu. Durum bu noktaya geldiğinde, müşterim bu yolcu­luğa çıkmaktan vazgeçti.

Koç Kuzey Düğümü insanı, yapmak istediği şeyi yapma fır­satını çoğunlukla böyle kaçırır, çünkü o partneriyle olan iletişim sorununu çözmenin yapmak istediği şeyden daha önemli olduğunu bilir. Bu onun ilişkisini yeniden uyum içine sokar, ama o hu­zuru korumak için bir kez daha kendi arzularını feda ettiğinden, kendisini içerlemiş hisseder. İşte bu yüzden, o işin en başında “temize çıkmaya” gönüllü olmalı ve partnerine yalnızca ne yap­mak istediğini değil, bunun onun için neden önemli olduğunu da anlatmalıdır. Partneriyle oturup, ona kendi arzularını ve korku­larını anlatmalıdır.

Yukarıdaki örnekte, müşterim eşine şöyle diyebilirdi: “Sa­na söylemek istediğim bir şey var. Bu benim için çok önemli ve bunun benim için ne kadar önemli olduğunu anlamayacağından korkuyorum. Beni desteklemeyeceğinden korkuyorum, o takdir­de bunu yapmayacağım.” Bu kendi amacı yönünde etkilemeye çalışmak gibi görünebilir, ama bu aslında kaygıları dürüstçe dile getirmektir. Bir kez kabul ve tasdik edildiğinde, korkular orta­dan kalkar. O zaman müşterim yapmak istediği şeyi ifade edebi­lirdi: “Türkiye’deki bir alıcıya bir uçağı teslim etmek istiyorum. Bu benim için önemli, çünkü kendi işimi geliştirmek ve bağımsız bir gelir sağlamak istiyorum. Bu bana kişisel doyum verecek ve güvenimi artıracak bir şey.”

Bir kez partneri Koç Kuzey Düğümü insanının gitmek iste­diği yönün daha büyük bir sonucu olduğunu gördüğünde, o onu destekleyerek sevgi gösterme fırsatını bulur. Eğer partneri onun bağımsız yönünü hâlâ desteklemiyorsa, Koç Kuzey Düğümü insanı bu partnerliğin her iki kişinin bireysel gelişimine gerçekten izin verip vermediğini yeniden değerlendirmelidir.

KARARLARI ERTELEMEK

Koç Kuzey Düğümü insanı, alıştığı şekilde, diğer kişiye öncelik verir ve kendi yaşam gücünü güçlenmesi için gerekli olan ener­jiyle beslemeyi ihmal eder. O kendi yaşam yönüne gitmekten vazgeçtiğinde, tüm düzeylerde zayıf düşer yaşamını sürdürmek için partnerinin enerjisine ihtiyaç duyar. O, bir birey olarak ken­disine heyecan veren faaliyetlere katılmasının gerekli olduğunu öğreniyor. Adil olma arzusundan ötürü, bu insan kendisi için vereceği kararları çoğunlukla partnerine danışır. Ne yazık ki, o bir duru­ma diğer kişinin görüş açısından baktığında, o kişiyi incitme kor­kusuyla kendi itilimlerine sadık kalmayabilir.

Kuşku duyduğunda, o kendisine şöyle sorabilir: “Hareket­lerim kendimi iyi hissetmemi sağlıyor mu?” Eğer öyleyse, onun yapacağı en iyi şey ne istediğini dile getirmek ve sonra diğer ki­şiye ne istediğini sormaktır. Bu basit bir yöntemdir, ama bu onun, partneri için de adil olacak bir biçimde, kendisi olmasını destekler.

Örneğin, Koç Kuzey Düğümlü bir kadın işinden evine dö­nerken, Rüzgâr Gibi Geçti filminin yeni gösterimini ilan eden bir pano görür. Hemen, o heyecanla şöyle der: “Evet! Bu filmi Tom’ la birlikte izlemek istiyorum!” Normal olarak, o evine gider ve şöyle derdi: “Selam, Tom! Bu akşam için bir plânın var mı?” Ko­cası da şöyle karşılık verebilirdi: “Çok yorgunum. Evde oturup, televizyonda Pazartesi Gecesi Futbol programını izler ve akşam yemeği için buzluktan bir şeyler çıkarırız diye düşünmüştüm.” Koç Kuzey Düğümü insanı diplomasiye, ince bir nezakete ve kendi amacı yönünde etkilemeye alışık olduğundan, şöyle karşı­lık verebilirdi: “Eminim, bu gece evden çıkmak ve bir sinemaya gitmek sana çok daha iyi gelecektir.””Dışarı çıkmak istemiyorum ve Pazartesi Gecesi Futbol’u ne kadar sevdiğimi biliyorsun!” “Biliyorum Tom, ama uzun zamandır birlikte dışarı çıkmadık…” Bu noktada, karısının onu kendi amacı yönünde etkilemeye ça­lıştığını hisseden koca patlayabilir ve evde kalmakta ısrar ede­bilir. Kadın ise içerleyerek ve şöyle düşünerek kendisini dışarı atacaktır: “Benim istediğimi hiçbir zaman yapmıyoruz; her za­man onun istediğini yapmamız gerekiyor!” Oysa gerçek, onun o filmden hiç söz etmemiş olduğudur.

Koç Kuzey Düğümü insanı için daha iyi bir yaklaşım, önce kendi tercihini açıkça söylemesi ve sonra diğer kişiye ne düşün­düğünü sormasıdır. Örnekteki kadın şöyle diyebilirdi: “Selam, Tom! Eve dönerken bir sinemada Rüzgâr Gibi Geçti’nin yeni bir kopyasının gösterildiğini gördüm. O kadar heyecanlandım ki, bu akşam birlikte gidip onu görmeye can atıyorum. Senin başka bir plânın var mıydı?” Tom da şöyle diyebilirdi: “Hay Allah, çok yor­gunum. Evde oturup Pazartesi Gecesi Futbol programını izleme­yi düşünüyordum.” Koç Kuzey Düğümü insanı uzlaşmakta usta­dır. Bir kez her iki durum da ortaya konulduğunda, o her iki ta­raf için adil olacak bir çözüm bulabilir: “Neyse, yorgun olduğunu görüyorum ve Pazartesi Gecesi Futbol programı sadece Pazartesi gecesi yayınlanıyor. O zaman bu gece evde kalalım, yarın gece de gidip filmi görürüz.”

Bağlanma Korkusu

Geçmiş yaşamlarda ilişkilerinde kurnazca yönlendirildiğini ve is­tismar edildiğini hissetmiş olduğundan, bu yaşamda Koç Kuzey Düğümü insanı çok verme ve kendini kaybetme eğiliminde ol­duğunu görerek ilişkilerden ve evlilikten korkar. Bu yüzden, iliş­kilere çok çekilmesine rağmen, bir yanı geri durur, bir kez daha bağımsızlığını kaybetmeyi göze almaktansa yalnız yaşamayı ter­cih eder. Böylece, birçok yönden doğal bir evlilik partneri olması­na karşın, evlilik aşamasına erişmeden önce, bilinçaltı olarak, ilişkilerini sabote edebilir. Ya da, bir partneri ne kadar çok özlerse özlesin, kendisini henüz doğru kişiyi bulamamış olduğuna ik­na edebilir.

Onun bu tereddüdü için günümüzde çeşitli çözümler var­dır: Tek eşli (monogam) bir ilişki içinde olmak ve ayrı evlerde oturmak, ya da evlenmeden partneriyle birlikte yaşamak. Eğer o önce kendisine ve bütünlüğüne sadık kalmaya bilinçli olarak ka­rar vermişse, evlilik yürüyebilir. Sonuçta, bu aynı meydan okuma­dır: Önce kendi bağımsız kimliğini geliştirmek ve sonra partne­riyle karşılıklı dayanışma ve işbirliği içinde geçinmeyi öğrenmek.

BAĞIMSIZLIK

Koç Kuzey Düğümü insanı bağımsız bir eylemde bulunmak için partnerinin iznini alması gerektiğini düşünme eğilimindedir. O partnerini, onu onaylayacak ve destekleyecek şekilde etkilemeye çalışarak ve gerekçeler sunarak partnerini çocuksu bir biçimde “kontrol etmeye” başlar. Kendi gücünü partnerine teslim eder ve sonra kendisi olmak için ona karşı çıkması gerektiğini düşü­nür. Ya da, yapmak istediği şeyden vazgeçebilir.

Bu yaşamda, başka insanlara yetişkin bir düzeyden yaklaş­ması onun için daha iyi sonuç verir. Bu kendisine ya da diğer kişiye içsel olarak kendisini ne kadar kırılgan hissettiğini bildir­meden liderlik enerjisi, cesaret ve heyecanla partnerine niyeti­ni ve plânını bildirmek anlamına gelir. Eğer partnerinin kuşku­ları varsa, o, kendisini keşfetmek ve kişisel olarak gelişmek için kararını uygulaması gerektiğini açıklayabilir bu noktada part­ner bu karara katılacaktır, eğer böyle olmazsa, onlar her ikisinin de nasıl kazanabileceği konusunu görüşmeye başlayabilirler.

Başlıca ilişkisinin başarılı olması için, Koç Kuzey Düğümü insanı işleri kendi başına yapmanın ve kişisel bir doyum duygu­su veren faaliyetleri sürdürmenin değerini öğrenmektedir. O za­man onun mutlu olmak için sadece bir kişiyle “enerji paylaşma­sına” gerek kalmaz kendi kimliğini geliştirip güçlendirirken bir­çok değişik insana açılabilir ve onlarla etkileşime girebilir. Bir kez kendi bağımsızlık duygusunu geliştirdiğinde, başlıca partneriyle gerçekten birleşebilir ve o ilişkiden zevk alabilir, çünkü ar­tık her bireyin sunacağı bir şey vardır. Bu insanın aküsü ilişki­nin dışında dolmuş olduğundan, o ilişkinin içinde değiş tokuş edeceği daha çok enerjiye sahiptir.

Ama Koç Kuzey Düğümü insanı ne yapmak istediğini her zaman berrak bir biçimde bilmez. Onun karar vermesi diğer düğümsel grupların birçoğunun karar vermesinden daha zor olabi­lir. Bu insan daima başkalarının ne istediklerini, kendisinin ne istediğini ve herhangi bir durumda neyin adil olacağını ayırt et­meye çalışır. Doğal olarak, tüm bu etkenleri tartmak zaman alır. Eğer Koç Kuzey Düğümü insanı acele bir karar vermeye zorlanırsa, genellikle sonuçlardan mutlu olmaz. Bu insanın paniğe kapılma­sına izin vermemelidir! Durumun içine duygusal bir unsur so­kulduğunda, o berrak düşünemez ve kendi hayrına olmayabile­cek bir şeyi kabul edecek kadar savunmasız kalır. O, duygusal baskı altında hiçbir karar vermemeyi ya da bir şeyi kabul etme­meyi öğreniyor. O bir durumda bu tür bir enerji hissettiğinde, en iyisi, “Duygusal baskı altında bu kararı vermeyeceğim,” demesidir. Bu ona yeniden dengeye ve düşünce berraklığına kavuşması için zaman verecektir. Ya da o şöyle diyebilir: “Söyleneni tart­mak biraz zamanımı alacak. Bana her şey geçerli gibi görünü­yor, ama içime sinmesi için biraz zamana ihtiyacım var. Buna sonraki bir tarihte devam etmek istiyorum.”

Özellikle kişisel ilişkilerde, o dürüstçe ve açık olarak konuş­malıdır. “Burada duygusal bir baskı var. Ben bu şekilde karar vermeyeceğim.” Bu geribildirim diğer kişiye ne yaptığını fark etme fırsatını verir. Bu ayrıca Koç Kuzey Düğümü insanının kimliğinin bir veçhesini geçerli kılar: Başkalarına karşı duyarlı­lık ve ilişkilerde ne olup bittiğinin farkındalığı. Kimliğini bu şe­kilde “öne çıkarmak” bu insanın güç ve özgüvenini kazanmasına yardımcı olur.

BENCİLLİK

Bu kültürde, bencillik olumsuz bir nitelik olarak görülür. Ancak, Koç Kuzey Düğümü insanı geçmiş yaşamlarında bencil olmama niteliğini, diğerkâmlık niteliğini fazlasıyla sergilemiştir, bu yüz­den şimdi o merkeze dönebilmek için bilinçli olarak bencillik yapmalıdır! İroni şu ki, o “bencillik” olarak gördüğü bir eylemde bulunduğunda kendisine güvenip, kendisini mutlu ve güçlü his­setmesini sağlayan şeyi yapmak için hissettiği ilk itilime göre davrandığında daha sonra bunun ilişkili herkes için en iyi karar olduğunu görür.

Kendisine öncelik tanımak bu insan için zor olabilir. Örne­ğin, eğer o bir partide bulunuyor ve kendisini iyi hissetmiyorsa, “Gitmem gerekiyor” ya da “Beni eve bırakabilir misin?” demek onun için epey cesaret ister. O şöyle düşünür: “Eğer gidersem, başkaları ne düşünürler? Onların kendilerini daha rahat hisset­meleri için burada mı kalmalıyım?” O kafasını başkalarına o denli takmıştır ki, bazen bedeni onu kendisine dikkat etmeye zorlamak için gerçekten aşırı tepki gösterebilir.

Koç Kuzey Düğümü insanı mantıklı olmaya çalışmadan hislerini kabul ve tasdik ettiğinde ve itilimlerini ifade ettiğinde, bu herkes için iyi sonuç verir. Ne de olsa, hiç kimse büyük tablo­yu göremez. Yukarıdaki örnekte, bu insanın eve gitme ihtiyacı, diğer kişinin bir durumdan kurtulmasını sağlayabilirdi; eğer kal­salardı, bu hiç kimsenin önceden sezemeyeceği ciddi bir sorunla sonuçlanabilirdi.

Koç Kuzey Düğümü insanının dürüst, içgüdüsel tepkileri onun çevresindeki koşullara kendiliğinden adalet getirir. Örne­ğin, o bir durumda kendisini rahatsız hissederek şöyle diyebilir: “Bir nedenden ötürü sıkıntı duyuyorum; bunun ne olduğunu bil­miyorum.” O zaman, diğer kişi şöyle diyebilir: “Hay Allah! Emi­nim, … Den söz etmem bu sıkıntıya neden oldu. Bu gerçekten adil değildi.” Bu insan karşı tarafı yaptığıyla yüzleştirmeden ken­disini ifade ettiğinde, bu o kişiye ne yaptığını anlama ve davra­nışını değiştirme şansını verir.

HEDEFLER

Kendim Keşfetmek

Bu enkarnasyonda, kendini keşfetme sevinci Koç Kuzey Düğü­mü insanı için en büyük mutluluklardan biridir. Kendini keşfet­mek için onun en iyi yöntemi itilimlerini izleme cesaretini gös­termektir. Bu mantıksız görünebilir, ama bu yaklaşım onun ya­şamına canlılık getirecektir. Onun tarzı Koç Burcu üyelerinin tarzına benzeyebilir (bazen kafasını toslar, şansını dener ve inci­nir), ama o kim olduğunu bu yolla keşfeder. Kendini keşfetme yolu, sonuçlardan çok, riskler almayı ve kendisinin değişik veçhelerini deneyimlemeyi içerir. Eğer kendini keşfetme bu insanın her eyleminin ardında yatan bilinçli güdüsüyse, o hiçbir zaman kaybetmeyecektir çünkü her ne vuku bulursa bulsun, bu onun kim olduğunu daha çok açığa çıkaracaktır.

KENDİNİ İNCELEMEK

Bu insan kendisini başkalarının gözleriyle gördüğünde, başkala­rının onun kim olduğunu düşündüklerini ya da kim olmasını istediklerini görebilir ama bu gerçekten o değildir. Başkaları onu nasıl algılarsa algılasınlar, o kendisi olmalıdır. Ve o kendi iç­sel itilimlerini ifade etmeye, gerçek duygu ve düşüncelerini in­sanlara bildirmeye başlamadan, kendisinin kim olduğunu keşfedemeyecektir.

Kendisini başkalarının gözleriyle görmek, Koç Kuzey Dü­ğümü insanı için “nasıl kaybederim”e eşittir. Bu onun kendi do­ğasına dayanan kararlar verme konusunda güvenini azaltır. O kendisini kendi gözleriyle görmeye başladığında, kendisini hoş­nut eden şeyleri yapmaya başlayabilir, enerjisini artırabilir, ken­disini destekleyip güçlendirebilir, böylece kendisine güvenir. O, davranışının her zaman “mantıklı” olması gerekmediğini, kendi­sini ve kararlarını haklı çıkarmak zorunda olmadığını öğreniyor.

Bu insan ayrıca odağını, başkalarının gereksinim ve duy­gularının gelgitine duyarlı olmaktan, kendi içindeki gelgite du­yarlı olmaya kaydırmayı öğreniyor. O bu beceriyi geliştirdiğinde ve kendisine karşı adil davranarak yaşamaya başladığında, ara­dığı adalet duygusunu bulur. O ancak kendisine saygı duyarak ve kendisini onurlandırarak başkalarının ona adil davranmaları­nı bekleyebilir. O, ilişkilerde gereksinimlerini ve beklentilerini diğer kişilere bildirdiğinde kendisine saygı duyar. Kim olduğu ve ne beklediği konusunda dürüst olduğunda, onun değerlerini yan­sıtan ve ona gereksindiği şeyi verebilecek olan insanları kendi­sine çeker.

Kendini Sevmek

Koç Kuzey Düğümü insanı gelişkin sevgi kapasitesini kendisini sevmeye yöneltmeyi öğreniyor. Onun başkalarına kendi görüşle­rini bildirmeyi ertelemesinin nedenlerinden biri, kendisine güvenmemesidir. Böylece, onun başarması gereken şeylerden biri kendini geçerli kılmak ve onaylamaktır. O, görülmesine izin ve­rerek, kendi benlik duygusunu desteklemelidir. Bir kez o kendi­sini başkalarına göstermeye başladığında, kendisini açığa vur­manın gerçekten işe yaradığını görerek güven geliştirir.

Kendisini bu riski almaya yönlendirmek için, o geçmiş de­neyimlerini gözden geçirebilir ve ilişkileri dengelemek için dene­diği diğer yolların (uzlaşma, ya da yapması gereken şeyden ka­çınma) işe yaramamış olduğunu görebilir. Sonucu değiştirmek için, onun yakın ilişkilerde insanlarla başa çıkma yöntemlerini değiştirmesi gerekir.

Bu insan, kendisini severse, hayallerini gerçekleştirmesini de destekler. O kendisini fikirlerinin gerçekleşmesini gerçekten isteyecek kadar sevdiğinde, bunu yapmanın tek yolunun dürüst­lük olduğunu anlayacaktır. “Bu fikri nasıl gerçekleştireceğim? Bunu yapabilmemin tek yolu, dürüst olmama bariyerini kaldır­maktır.” O zaman, ilişkinin enerjisi, ona karşı koymak yerine, onu destekler. Başlangıçta, onun korkusu karşı koymayla kar­şılaşacağını düşünmesine neden olur, ama o fikri uğruna bu kor­kuyu aşmaya gönüllü olmalıdır. O zaman, hiçbir şey saklamadı­ğından, tüm enerjisini gitmek istediği yöne odaklayabilir ve hatta plânını eyleme geçirirken başkalarının desteğini alabilir.

Koç Kuzey Düğümü insanı kendisine öncelik tanıdığında, doğal olarak, bundan herkes kazançlı çıkar. Hangi eylemler onun kendisini daha güçlü, daha mutlu, daha tamam ve doyumlu hissetmesini sağlamaktadır? Kendini sevmek, onun kendisini destekleyen seçimlerde bulunmasını içerir. O bazı temel sorulan sorarak bir başlangıç yapabilir: “Yaşamımı sürdürmeme ne yar­dımcı olabilir? Hedeflerimi ileri götürmeme ne yardımcı olabilir? Stresi azaltmak ve sağlığımı korumak için en iyi yol hangisidir?”

KENDİNİ ÖNE SÜRMEK

Kendisini yapıcı bir biçimde öne sürme hedefini gerçekleştirmek için, Koç Kuzey Düğümü insanı geçmiş yaşamlardaki kimliği olan “İyi İnsan” olmaya bilinçaltı bağlılığına bırakmalıdır. Yeni, ger­çek kimliğinin ortaya çıkması için, o kendisini ne yapması “ge­rektiği” ile ilgili önyargılı bir fikir olmadan ifade etmelidir. Amaç, itilimlerine göre davranmak ve aklına ilk gelen şeyi söyle­mektir. Kendisini dürüstçe öne sürmesi ona, başkalarının pro­jeksiyonlarından ayrı olarak, kim olduğunu öğretecek ve gerçek kimliğini geçerli kılacaktır.

Başkalarını beklemektense, bu insan içsel itilimlerinin onu hemen harekete geçirmesine izin vermelidir. O, itilimlerine göre davranarak onları geçerli kıldığında, itilimleri daha güçlü ve da­ha enerji verici olacaktır.

Koç Kuzey Düğümü insanı kendini öne sürmenin başka bir veçhesini öğreniyor; bu da başkalarına kendi kimliğinin sınırla­rını bildirmek, kendini savunmak ve başkalarının onu istismar etmelerine izin vermemektir. O, başkalarının ona sevgiden ötü­rü duyarlı olacaklarını sanır, ama durum her zaman böyle değil­dir. Onun işi, kendisine karşı duyarlı olmayı öğrenmek ve incitil­mesine izin vermeyecek kadar kendisini sevmektir.

Hindistan’da yolculuk yapmakta olan bir Aydınlanmış Üstat ile ilgili bir öykü vardır. Üstat bir köye gelir ve ortalıkta oyun oy­nayan hiçbir çocuk göremez. “Çocuklar nerede?” diye sorar. Köy­lülerden biri, “Üstat, ormanda akşamları gelip çocukları yiyen bü­yük bir yılan var,” diye yanıtlar. “Lütfen bize yardım edin!” Böy­lece, Üstat ormana gider ve “Yılan, kendini bana göster!” der. Tüm varlıklar aydınlanmış bir Üstada tâbi olduklarından, yılan saklandığı yerden sürünerek dışarı çıkar. Üstat onu, “Yılan, bu köyün çocuklarını yemen yanlış. Bir daha asla bir çocuğu ye­memelisin!” diye uyarır.

Aydınlanmış Üstat yolculuklarını sürdürür ve on yıl sonra aynı köye geldiğinde orada her yaştan çocuğun olduğunu görür. Ama bir köşede bir grup çocuğun yoğun bir faaliyet içinde olduğunu fark eder. Oraya yaklaştığında çocukların oluşturduğu çemberin ortasında o yılanı görür; hayvan çocukların yaptığı iş­kence sonucunda yaralanmıştır ve ölmek üzeredir. Üstat, çocuk­ları oradan kovalar ve yılana, “Dostum, sana bunu yapmalarına nasıl izin verdin?” diye sorar. Yılan, “Ama Üstat, sen benim ço­cukları yememem gerektiğini söylemiştin,” diye karşılık verince, Üstat, “Ah, aptal yılan, sana ısırmamanı söyledim, tıslamamanı söylemedim!” der.

Koç Kuzey Düğümü insanının öğrenmekte olduğu şey de budur: İlişkilerde istismarın başlangıcında “tıslamak.” O, du­yarlılığı yaralandığında, vermede eşitsizlik hissettiğinde, ya da daha çok desteğe ihtiyaç duyduğunda, bunu karşısındakine bil­dirmelidir. Amaç, istismar edildiğini hissedip, ilişkiden bedensel ya da psikolojik olarak geri çekilmeden önce karşısındakine bu­nu bildirmektir. Eğer o başkalarının onu istismar etmelerine izin verirse, sonuçta herkes kaybeder.

GÜVEN

KENDİNE GÜVENMEK

Bu insan için büyük bir hedef, kendisine güvenmeyi öğrenmek ve kendisi olmaktır onu başka insanların destek sistemi olmaya hapsetmeyen sağlıklı bir ilişki kurma biçimi bulmaktır. İlişkile­rinde, o tam olarak kendisi olma dürüstlüğünü göze almadıkça, nihai sonuç sevgi ve haktanırlık olmayacaktır. Bu kendi sezgisel bilgeliğine güvenmek onun çok güçlü bir sevgi temelinden geldi­ğine, eğer o bu içsel kıvılcımı gerçekten ifade ederse, bunun ilişki­li herkes için iyi sonuç vereceğine güvenmek anlamına gelir.

Bunu denemek cesaret ve isteklilik gerektirir, ama bu in­san bunu göze alacak kadar güvendiğinde, onun işe yaradığını görecektir. O, lider olmaya alışık olmadığından, eğer başkaları ilk başta onun yönüne direnirlerse, geri çekilme eğilimi gösterir. Bunun, kendisinin yoldan çıkmış olduğunun bir göstergesi oldu­ğunu düşünür. Aslında, onun fikirleri özgün ve yenilikçidir; bu yüzden, çoğunlukla, başkalarından gelen ilk tepki direnmedir, insanlar hemen her zaman yeni bir fikre direnirler, çünkü o de­ğişim anlamına gelir. Bu doğal bir tepkidir ve lider olmanın bir parçası da bunu anlamaktır. Koç Kuzey Düğümü insanı “kendi­ne güvenini sergilemeyi” ve içsel itilimlerine uygun davranmayı sürdürdüğünde, başkalarının çoğunlukla onun kararlarını be­nimsediklerini görecektir.

Koç Kuzey Düğümü insanı, kendini keşfetmenin sevincini deneyimlemeyi öğreniyor. Yaşam bir serüvendir ve o yaşamı böyle gördüğünde ve içsel itilimlerini ve fikirlerini eyleme geçirmeye başladığında, içinde bir tamlık ve mutluluk duygusu büyümeye başlar. Ama önce o kendi içgüdüsel itilimlerine güvenmeye ka­rar vermelidir.

Örneğin, iş yerinde Oscar ödülü için açılan bahse para ya­tırmış olan Koç Kuzey Düğümlü bir müşterim vardı bu hanım Oscar ödülünü kimin kazanacağını sezmişti. Ama sonra, o baş­kalarına bu konudaki kanılarını sormaya başladı, kendi seçimle­rine olan güvenini yitirdi ve bir başkasının kararına uydu. Bah­si kaybettiğinde, o kendisini yenilgiye uğramış hissetti ve kendi içgüdülerine güvenmemiş olmasına hayıflandı.

Koç Kuzey Düğümü insanı kendisinden kuşkulanmayı bı­rakmalı ve kendisi olmaya başlamalıdır. Onun başarması gereken şey, o anda hissettiği itilimlere göre davranmaktır. O, kendisini hedefine eriştirebilecek bir yönü aktif biçimde izleyerek, mutlulu­ğunu yaratma sorumluluğunu üstlendiğinde, gereksinimlerini karşılayacak faaliyetlere ve insanlara doğru ilerler. İlk adımı at­tıktan sonra, ikinci olarak ne yapması gerektiğiyle ilgili doğru fikir ona daima gelir.

Örneğin, yıllardır uygun bir romantik partner özlemi çe­ken Koç Kuzey Düğümlü bir müşterim vardı. Ancak, bu hanım yaşadığı birkaç üzücü ilişkinin dışında böyle birini bulamamıştı. Yaşadığı mutsuzluk ve depresyon yüzünden en sonunda rahat­lamak için antidepresan ilaçlara başvurmak zorunda kaldı. En nihayet, Beyaz Atlı Prensini bulma hayalinden vazgeçti ve ona güven hissi veren ve mutlu eden faaliyetlerle uğraşmaya başladı. O, bu faaliyetlere daha aktif bir biçimde girdiğinde kendi­sini daha iyi hissetmeye başladı. Koşu yapmaktan zevk alıyordu, ama günlük programına en uygun olan sabahın erken saatlerin­de, karanlıkta tek başına koşmak istemiyordu. Benzer bir prog­ramı olan birine rastlayana dek koşu yapmayı ertelemektense, inisiyatifi ele alarak, sabahları birlikte koşacak bir partner bul­mak için yerel gazeteye bir ilan verdi. Buna dört kişiden yanıt geldi, müşterim onlarla birlikte koşmaya başladı ve içlerinden biri Beyaz Atlı Prens çıktı! Ama bu ancak, o doyumu başkalarından beklemekten vazgeçip, gereksinimlerini direkt ve man­tıklı bir biçimde karşılamaya başladığında gerçekleşmişti.

Olumsuz Duygulara Güvenmek

Koç Kuzey Düğümü insanı her zaman her şey iyiymiş gibi dav­ranmak ister. O, olumsuz duygular olarak bilinen duygular his­setmekten suçluluk duyar. Geçmiş yaşamlarında bireyselliğiyle temas kuramadığından, her zaman, duygusal tepkilerini meyda­na geldikleri sırada fark etmez. Bazen bir duygu hisseder ama onu tanımaz, ancak birkaç hafta sonra düşünüp, “o sırada ger­çekten kızgın olduğunu” fark eder. Bir dostu ona, “Ocak ayı se­nin için nasıl geçti?” diye sorduğunda, o şöyle yanıtlayacaktır: “Şimdi sen sorunca düşündüm de, o sırada kendimi gerçekten yal­nız ve üzgün hissetmiştim.” Ama eğer Ocak ayı içinde birisi ona kendisini nasıl hissettiğini sormuş olsaydı, o buna şöyle bir kar­şılık verirdi: “Gayet iyiyim!”

Bu yüzden, içinde olup bitenle temas kurmak için kendi­sine düzenli olarak “mola” vermesi onun yararınadır. O, duygu­larının farkında olmadığında, durumlara çoğunlukla mantıksız bir biçimde tepki gösterir; bu da onu şaşırtır. Böyle olduğunda, onun eğilimi kendi başına kalmak, o duyguyu yeniden hissetmek ve daha mantıklı olabilmek için onun üzerinde düşünmek­tir. Özellikle, eğer o diğer kişiye şunu bildirebilirse, bu iyi sonuç verir: “Bir nedenden ötürü kendimi sinirli hissediyorum, ama bunun nedenini tam olarak bilmiyorum.” Bu şekilde, o duygula­rını diğer kişinin üzerine boşaltmadan, onları dürüstçe kabul ve tasdik eder. Bir duygu patlaması yaşasa bile, sonradan şöyle di­yebilir: “Bir nedenden ötürü sinirlendim. Bunun nedenini tam olarak bilmiyorum, ama bunun üzerinde düşünüp sana sonra söyleyeceğim.” Olaydan sonra olsa bile, bu yararlı bir süreçtir.

Bazen bu insan acımasız ve kırıcı davranır ve böyle yaptı­ğında kendisini iyi hisseder. O öfkelidir çünkü birçok enkarnasyonda kendisine zarar verme pahasına “iyi” olmuştur. Böylece şimdi birden, ona yakın olan birisine sevgisine güvenebileceği bi­risine sert ve ani çıkışlar yapar. Öfkesini boşaltır ve sonra özür diler. Bilinçaltı olarak, bu insanın onu (onun da çoğu zaman baş­kalarını kabul ettiği gibi) her ne olursa olsun sevip sevmeyece­ğini görmek ister, böylece kendisini daha iyi kabullenebilir.

Bu enkarnasyonda, Koç Kuzey Düğümü insanı öfke, içer­leme, vb. gibi olumsuz duygularıyla bütünleşmeyi öğreniyor. Bu enerjiyi ifade etmek onun için sağlıklıdır. Bu onun geçmiş ya­şamlarında başkalarıyla iyi geçinmek için baskı altında tuttuğu gücüdür ve şimdi bu duygular ilgi talep etmektedir. Bu sözde olumsuz duygular onun gücüdür, ama bunlar kaba, rafine edil­memiş bir haldedir.

Hiddet, öfke, vb. hepsi, ağır bir biçimde bastırılmış olan yang enerjisinin (güçlü, kendini öne süren, liderlik enerjisi onun erkeksi yanı) bir parçasıdır. Şimdi Koç Kuzey Düğümü insanı bu enerjiden yararlanmalı ve onu geçmiş enkarnasyonlarda çok iyi geliştirmiş olduğu yumuşak, duyarlı enerjiyle bütünleştirmelidir; bu onun savaşçı doğasını sağlıklı bir biçimde ifade etmesini kolaylaştıracaktır.

Bu süreçte ona yardımcı olacak mükemmel bir yöntem, dü­zenli olarak bedensel egzersiz yapmasıdır. Bu yoğun enerjiyi sa­lıvermek ve onunla bütünleşmek için dövüş sanatlarını öğrenip uygulaması da çok iyi olur. Eğer bu enerji sürekli ve yapıcı bi­çimde salıverilirse, o uygunsuz bir biçimde ortaya çıkmayacak­tır. Bu insan aerobik, boks, tenis gibi ağır bedensel egzersizler yapmalı, yani savaşçı doğasını ifade edebileceği faaliyetlerde bulunmalıdır ve bunları yaptığında kendisini harika hissedecektir!

Koç Kuzey Düğümü insanı rekabetten hiç hoşlanmaz, ama aslında rekabet onun için çok iyidir. O, başkalarının rekabet edi­şini izlerken sinirlenir, ama kendisi rekabet ettiğinde, bu onun en iyi yanını ortaya çıkarır ve o bunu güzel bir biçimde kullanır. Bu geçmiş yaşamlarda bastırılmış olan şeyi güçlendirir ve geçerli kılar. O kaybetmekten korkabilir, ama eğer geçmiş deneyimini gözden geçirirse, bu duygudan kurtulabilir o zaman diğer kişi­nin kazanmış olmasına sevinir. Eğer o kazanırsa, kendisini iyi hisseder ve kazanmayı “iyi” bir biçimde kullanır. Böylece, ka­zanmayı istediği sürece, her iki durumda da kazanır.

Bu insanın, rekabetten zevk alması için, uğrunda rekabet et­meye değer bir şeyin olduğunu hissetmesi gerekir. O, kendisiyle rekabet ederek de güç geliştirebilir. Koşuda beş mil sonra vaz­geçmek yerine, o daha ileri gitmeyi denemelidir. O ne kadar güç­lü ve muktedir olduğunu gösteren şeyleri yapmalıdır. Ayrıca, o başkalarının yaptıkları şeyleri görebilir ve bu da ona yeni bir şe­yi deneme dürtüsü verir. Bu anlamda, o kendisini başkalarıyla kendi gelişimini teşvik eden olumlu bir biçimde kıyaslamaktadır.

KENDİ GÜCÜNE SAHİP ÇIKMAK

Koç Kuzey Düğümü insanı kendi gücüne sahip çıkmayı ve baş­kalarıyla ilişki kurarken kendi gücü içinde durmayı öğrenmek­tedir. O kendisini bulmaktadır. Bazen o kendi bedeni içinde bu­lunduğu ve kendi kimliğinde tam olarak köklendiğinde ne kadar güçlü olabileceğini görerek korkar. Bu insan hâlâ çekingenlik du­yar ve kendisini ifade etmeye korkar. O kendi gücü içinde dur­madığında, çoğunlukla bunun nedeni onun yanılmaktan korkmasıdır, ona bu korkuyu veren zihnidir.

Bu insan için sorun “yanılmak” değildir. O, eğer yanılırsa, gücünün geçersiz kılınacağından korkar. Ama eğer geriye dö­nüp, kendini riske attığı ve yanıldığı deneyimlere bakarsa, o za­man görüşünü savunduğu ve kendisi hakkında yeni bir şey keşfetmiş olduğu için kendisini yine de geçerli kılınmış hissetmiş­tir. Kendi gücü içinde bulunmak ve kendi görüşünü savunmak onun için sonuçtan daha önemlidir.

O kendi itilimlerini izlemeli ve eyleme geçmelidir onun ken­disini iyi hissetmesinde farkı yaratan budur. O zaman o kendi gü­cünü sahiplenmektedir ve yaşamının sorumluluğunu üstlendi­ğinden, o yaşamdan hoşlanır. Bu insan, gereksinimlerini dile ge­tirdiğinde ve kendi fikirlerini gerçekleştirmeye giriştiğinde ken­disini çok keyifli hisseder

LİDERLİK

Koç Kuzey Düğümü insanı başkalarını destekleyerek ve onların takipçileri olarak birçok yaşam geçirmiştir. Bu enkarnasyonda onun görevi önce kendisine, sonra başkalarına liderlik etmektir bu yüzden, onun içindeki savaşçının ortaya çıkması sağlıklıdır.

Küçük yaştan itibaren, bu insan olağandışı alanlarda çalış­maktan, başkalarının genellikle yapmadıkları işleri yapmaktan zevk alabilir. Bu onu daha ağır bir çalışma yaptığı bir pozisyona götürebilir; ama o bu işi çok iyi yapma sürecinde, kişisel gelişim açısından çok şey kazanır. O, maddi çıkarları ne olursa olsun, yal­nızca “sıradan bir adam” olacağı bir işe girmekte tereddüt eder, çünkü bir birey olmak onun için çok önemlidir. Durumu analiz ederken, çoğu insandan biraz daha farklı bir bakış açısına sa­hiptir ve her bakımdan “farklı” olmaktan zevk alır.

Koç Kuzey Düğümü insanı için liderliğin başlıca “ek yarar­lar”ından biri, onun bireyselliğini başkalarına yararlı olacak şe­kilde kullanmaktan zevk almasıdır. Eğer o liderse, çalışma at­mosferini kontrol altına alabilir ve çevresindeki kişiler için olum­lu bir hava yaratabilir.

Birçok geçmiş enkarnasyonda başkaları için destekleyici ki­şi olduğundan, bu insan nasıl destekleyici olacağını bilerek dün­yaya gelir: O duyarlıdır ve başkalarının mutlu olmak için neye ihtiyaç duyduklarını bilir. Hepimiz, bilinçaltı olarak, herkesin bi­zim gibi olduğunu düşündüğümüzden, bu insan başkalarının da onun gibi desteklemeyi bildiklerini varsayar. Böylece, liderlik et­meye başladığında, başkalarının onu neden gerektiği kadar des­teklemediklerini anlayamaz. Ne de olsa o liderlik etmekte, fikir vermekte, iyi bir ortam sağlamakta hatta iyi bir ruh hali yarat­maktadır!

Diğerlerinin destekle karşılık vermemelerinin nedeni, nasıl iyi destekleyici olacaklarını bilmemeleridir. Dolayısıyla, Koç Ku­zey Düğümü insanı liderlik ederken, kendisini desteklenmiş his­setmek için başkalarından nasıl bir yardım alması gerektiğine bilinçli olarak odaklanmalıdır. Başkalarının onun gereksinimle­rine duyarlı olmalarını sessizce beklemek yerine, istediği şeyi açıkça ve objektif bir biçimde belirtmelidir. Başkalarına, neyi yanlış yaptıklarını ya da nasıl düş kırıklığı yarattıklarını söyle­mek yerine, Koç Kuzey Düğümü insanı yolu olumlu bir biçimde göstermelidir; bu da diğerlerine yapılması gereken şeyi başara­cak enerjiyi verir. Bu yolla, o diğerlerinin gelişmelerini ve des­tekleyici olmayı öğrenmelerini sağlar.

Koç Kuzey Düğümü insanının bu enkarnasyondaki işlerin­den biri de, diğer insanlara (öncelikle kendi partnerine) sevmeyi ve başka bir kişinin kimliğine karşı duyarlı olmayı öğretmektir. O, diğer insanlara destekleyici olmayı bilmedikleri için içerle­mek yerine nasıl destekleyici olacaklarını yaratıcı biçimde öğret­meyi öğreniyor. Destekleyici bir kişi her zaman diğer kişinin bi­lincinde olmalıdır. Bu çaba gerektirir, ama insanların kendilerini desteklenmiş hissetmelerini sağlayan da bu çabadır. Bu, Koç Ku­zey Düğümü insanının özellikle sahip olduğu ve verebileceği bil­ginin bir kısmıdır. O, kendisi olarak, diğerlerine sevgi ve şefkatle destekleyici olmayı öğretir.

Karşılıklı Dayanışma

Koç Kuzey Düğümü insanı klasik “ortak bağımlı” tip olma eğili­mindedir. Onun, gereksinimlerini karşılamaları için başkaları­na güvendiği ve sonra insanların onu düş kırıklığına uğrattık­larını hissettiği bir geçmişi vardır. Bu enkarnasyonda o, kendisini birincil bir ilişkinin yararlarına kapatmadan, bağımsız ben­liğini geliştirmek istemektedir. Bu konuda başarılı olmak için, onun ilişkilerine karşılıklı dayanışma açısından bakması gerekir ki böyle bir ilişkide iki kişi birbirlerinin kendi bağımsız güç­lerini geliştirmelerine yardım eder, birbirlerini kendi kendine yeterli olmaya teşvik ederler. O zaman, kendi içlerinde tamam olarak, her biri kendi kimliğine uygun ayrı serüvenler ve farklı deneyimler yaşayabilir, sonra bunları birbirleriyle paylaşabilirler.

Sağlıklı bir ilişki, iki kişinin, bir yandan ortak bir hedefe ulaşmak için çalışırken, birbirlerinin kimliğini ayrı bireyler ola­rak desteklemeleridir. İlişki dinamiğinin enerjisi içinde hapsolmak yerine, yapılması gereken şey, birlikteliği sürdürürken bi­linçli olarak kendi gücü içinde kalmaktır.

Bu insan birçok enkarnasyonda kendisini hiç düşünmeden başkalarını desteklemiştir. Bu yüzden, o denge noktasının öte­sinde verdiğinde onu uyaran içgüdülerine aldırmama eğilimin­dedir, bu da onun yaşam gücünü tüketir. Diğer kişi orada olduğu sürece, o çoğunlukla enerji kaybının farkına varmaz; ama yalnız kaldığında, kendisini tükenmiş hisseder. Bu enkarnasyonda o kendisini yeniden uyumlamayı ve içsel ılımlılık duygusunun vericiliğini dengelemesine izin vermeyi öğreniyor. Enerjiyi paylaşma süreci karşılıklı olarak canlandırıcı olmalıdır.

Sonuçta, kişinin başkalarına vereceği altın yumurtalar, on­ları yumurtlayan kazın canlı ve sağlıklı olmasına bağlıdır. Geçmiş yaşamlarda, bu insan tüm altın yumurtalarını başkalarına ver­miş ve sonra kazı da bağışlamaya başlamıştı! Şimdi o, kaynağı kurutmadan altın yumurtaları verebilmek için, kazı güçlü ve sağ­lıklı tutmayı öğreniyor.

Birebir ilişkilerde, ortak bağımlılıktan kaçınmak demek, partnerin bir gereksinimi olduğunda onu “karşılamaya” çalış­mak yerine, (1) onun işleri tek başına halledebilecek kadar bece­riye ve enerjiye sahip olduğunu ve (2) onun destek alabileceği başkalarının da bulunduğunu bilmesini sağlamak anlamına ge­lir. Örneğin, partner tablolarının yerel bir galeride sergilenmesini isteyebilir. Hemen “dört elle işe sarılmak” ve galerilere tele­fon etmek yerine, Koç Kuzey Düğümü insanı partnerinin bir ar­kadaşından yardım istemesini ya da ücret karşılığı birisini tut­masını veya bir temsilci bulmasını önerebilir. Bu, Koç Kuzey Dü­ğümü insanını kendi ilgi alanlarıyla uğraşmakta özgür bırakır.

Ortak bağımlılıktan karşılıklı dayanışmaya geçiş üç aşa­malı bir süreçtir:

(1) ortak bağımlılık aşamasında iki kişi birbi­rine tamamen uyumlanmıştır ve takımın yaşayabilmesi için bir­birinin zayıflıklarını telâfi etmektedirler;

(2) bağımsızlık aşama­sında her birey tamamen kendisine güvenir; her birey kendi projelerinin, parasının ve günlük yaşam savaşının tüm sorumlu­luğunu üstlenir;

(3) karşılıklı dayanışma aşamasında bağımsız ve kendi kendisine yeterli olan iki birey karşılıklı olarak birbirle­rini destekleyici bir ilişki oluşturmak ve ortak hedeflere doğru ilerlemek için birleşirler.

Koç Kuzey Düğümü insanı, karşılıklı dayanışma ilişkileri­ne hazır olduğu kişisel gelişim aşamasına eriştiğinde, gerçekten parlamaya başlar!

Ruhsal Astroloji Jan Spiller

Bu, ruhsal kaderini geliştirmek isteyen herkesin mutlaka okuması gereken bir kitaptır.
Her Dem Bütünün Hayrına OLsun

Buna da Bakmalısın !

Leave a Comment

error: Content is protected !!