Sana Bana Özel SPİRİTÜEL 

KENDİNİ TANIYOR MUSUN?

KENDİNİ BİLMEK

Değişmek, uyanmak, şuurlanmak için fazlalıkları terk etmek, içsel bir mücadeleye ve çalışmaya girişmek, özdeşleşmeyi kolaylaştıran bağımlılıklardan uzaklaşmak gereklidir. İnsanlığın içinde bulunduğu şuursuz, otomatik uykuda vazife yapma aşamasının sonunda ortaya çıkacak olan şuurlu vazife hayatı, yani uyanmak, başka bir ifadesiyle kendini bilmek,

Dünya Okulu’nda yapılacak olan en son eğitim ve uygulamadır.

Kendini tanımada, kendini bilmede, hayatın anlam ve amacını, eşyanın kökenini bilmede ve anlamada gereken bilgileri elde edebilmek ve uygulamaları yapabilmek için bir yol ve öğrenim yöntemi gereklidir. Eskiden, bu çalışmalar özel yollar, tarikatlar aracılığı ile yapılırdı. Bugün, dar kapsamlı eski tür metotların devri geçmiştir.

Artık insanlar, inisiyasyonlarını, hayatın içinde, fevkalade geniş bir hürriyet ile ve kendi şuur ve vicdanlarında, kendi kendilerine geçirmek durumundadırlar. Bilgi, açık ve seçik olarak ortaya konur. Bunun aksiyonu ve sorumluluğu bu bilgi ile karşı karşıya olan insandadır.

..Ruh..

Ruh,  öz olarak mükemmel yaratılmıştır. O, öz itibariyle kendi kendisinin aynıdır. Eşi ve benzeri yoktur. Parçalara ayrılmaz, azalmaz ve çoğalmaz. Şuur, irade ve tahayyül ruhun melekeleridir. Ruh, Tanrılık bilgiye sahiptir, ama Tanrı değildir.

Ruh ölümsüzdür. Özü bakımından sonsuz güç sahibidir; bu güç asla azaltılamayacağı gibi yok da edilemez. Ruh hayattır, hayat da Ruh’tur.

Ruh şuurludur ve bir maksadı vardır; yani Ruh’un bir amacı, bir vazifesi vardır. Ruh’u yöneten ve ona karışan bir makam yoktur.  Çünki Tanrı’nın şuurlu ve idrakli yarattığı Ruh, kendini yönetebildiği gibi, maddeyi de yönetir.

Ruhlar, Yaradan’ın Kanunları’na uygun olarak Evren’i sevk ve idare ederler. Evren’i sevk ve idare etmenin ve ruhsal tekamülün sonu yoktur.

Maddesel evren, Ruh’un eseridir.

Ruh, sonsuz faaliyette bulunmak zorunda olan bir varlıktır. Bu, onun sonsuz derecede etken olması demektir. İrade ve iktidar sahibi olan Ruh, sürekli olarak maddeye şekil verir ve onu dağılmaktan korur. Ruh, bu işi yaparken, o maddeye özgü kanunlara uyar. Her atom ruhsal bir etki altındadır.

Tanrı yaratır; Ruh, yaratılana şekil verir.

Ruh daima tekamül eder.

Ruhlar’ın tekamülü demek,

onların maddelerle olan ilişkilerinin gelişmesi demektir.

Ruhlar’la iletişim kurulabilir. Medyomlar, insanlarla Ruhlar’ın haberleşebilmesi için aracılık yapan hassas yapılı, özel yeteneklere sahip kimselerdir. Ruhlar’dan gelen bilgiler (tebliğler), ilham, sezgi, rüya, söz ya da yazıyla ortaya çıkabilir. Bütün kutsal kitaplar Ruhlar aleminden vasıtalı olarak peygamberlere verilmiş tebligattan ibarettir.

 İnsan beş duyuyla sınırlı değildir; Ruhundan dolayı sonsuz duyulara ve yeteneklere sahiptir. İnsan, Ruh gücü vasıtasıyla başka insanların zihninden geçenleri bilebilir, hastalara şifa verebilir, eşyaları el değdirmeden hareket ettirebilir, gelecekten haber verebilir.

Bütün mucize ve kerametlerin sebebi Ruh’tur.

..İnsan..

İnsan, ruh ve bedenden meydana gelmiştir.

Ruh ve beden, bir kumaşın tersi ve yüzü gibi bir bütünlük içindedir. İnsan bu sebeple hem maddesel, hem de ruhsal özellik ler taşır. İnsanın üstün ve hakim  yönü ruhtur; beden ise sadece geçici bir araçtır. Bedeni canlı tutan ve yöneten ruhtur. Ölümsüz olan ruh, tekamül etmek için sayısız bedenleri emaneten kullanır ve işi bitince onları dünyada bırakır. Ruhun tesiri olmasa (sürücü), beden (araba) hiç bir işe yaramaz.

O halde insan, ruh sahibi bir beden değil, beden sahibi bir ruhtur.

Ruh bedenin içinde değildir. Bedende ruhun yerleştiği bir organ yoktur. Ancak ruh, bedenin dışında da değildir; çünki ruhun mekanı yoktur. Ruh, tesir göndererek bedeni kullanır ve yönetir.

Doğmadan önce hayat planı hazırlanır. Tekamül etmek için yeniden bedene bağlanması gereken bir ruh varlığı, doğmadan önce dünyada yapacağı işleri planlar, yani kaderini hazırlar. Dünya üzerinde yaşanacak yer ve zaman, aile, ırk, cinsiyet vs. tespit edilir.

Ölümlü olan bedendir, ruh değil.

Ölmek, ruh dünyasına doğmaktır.

Bu bilgiye sahip olmayan insanın ölümden çok korkacağı açıktır. Ölüm, doğum kadar olağan bir Tabiat Kanunu’dur ve sadece beden için geçerlidir. Ruh ve beden ilişkisinin kesin olarak kopmasına ölüm denir. Ruh, bedeni kullanarak Dünya’da yapması gereken görevlerini bitirip gereken bilgileri elde ettikten sonra bedeninden ayrılır.

İnsanı ancak vicdanı yargılar.

Daralmış bir şuurla dünyada yaşayan insanın yol göstericisi makul vicdanıdır. Ve o, sadece vicdanına karşı sorumludur. Çünki Tanrı Kanunları bunu emreder. Yaptıklarından dolayı hiç bir makam ona hesap soramayacağı gibi yargılamaz da. Çünki ruh, dünyaya hesap sorulmak için değil, ilahi bir vazife yapmak için gönderilmiştir ve o, vazife dışında hiç bir iş yapamaz. Bedenini terk eden ruh, kendi hesabını kendi vicdanı ile görecektir.

Öte alemin kendine özgü bir maddesel yapısı vardır. Öte alemin mekanı ve zamanı kendine göredir. Orası kabadan inceye doğru değişen titreşimsel bir yapıdadır. Varlıklar orada titreşim güçlerine uygun olan bir kademede bulunurlar.

Öte alemde yaşam, dünyadakinden farklıdır. Zira oranın  maddesi, zamanı, titreşimi ve kuralları çok değişiktir. Bedenden ayrılıp öte aleme geçen varlık önce bir şaşkınlık devresi geçirir. Hele öte alem hakkında hiç bilgisi yoksa, oraya uyum sağlaması güç olur. Öte alem önceleri rüya gibidir. Genellikle varlık öldüğünün farkına varmaz. Zamanla bulanık şuuru yavaş yavaş açılmaya başlar. Bedenini terk ettiğini anladıktan sonra tüm hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçer. Yaşamının muhasebesini yapmaya başlar. Olumlu veya iyi davranışlarından mutluluk, olumsuz veya kötü davranışlarından mutsuzluk duyar.

İnsan ruh bedenden oluşan iki ayrı varlığı temsil etmektedir ve baki kalacak olan görüneninde ötesinde olan ruh olacaktır.

Kendini bilmek önce bu kısa bilgileri idrak etmekle başlayacaktır.

Bizler LEVH-İ MAHFUZ yüzyılındayız.

Tarihin, herşeyin kolayca olmasını istediğimiz bir noktasındayız. Kolaylığa çok değer veriyoruz. Her şeyi iyileştirip düzeltecek bir HAP istiyoruz. Yaşamımızın ve çocuklarımızın yaşamının acısız geçmesini istiyoruz. Peki, yeni bir diyeti, yeni bir ilacı ya da yeni bir dini denerken gerçekte ne arıyoruz? İşler istediğimiz gibi kolayca ve mükemmel gitmeyince cesaretimizi kaybediyoruz. Meditasyon bir meydan okuma olabilir, fakat bir ağrı kesici değildir. Amacı acılarımızı gizlemek değildir. Meditasyon , acılarımızı iyileştirir.

HAYATINIZIN HERHANGİ BİR ALANINDA İYİLEŞME İSTİYORSANIZ VE BU ÇALIŞMAYA İSTEKLİYSENİZ, SİZ DE MUCİZELERLE KARŞILAŞACAKSINIZ.

Her Dem Bütünün Hayrına OLsun

Buna da Bakmalısın !

Leave a Comment

error: Content is protected !!