GİZLİ İLİMLER Sana Bana Özel 

Numeroloji ve Kehanet

O kadar çok sayıda farklı numeroloji sistemi vardır ki, tümünü kapsayacak bir tanım vermek kolay iş değildir. Bunlar İngiliz alfabesinin harflerine rakamsal değerler verilmesi ve bu rakamlar yardımıyla, ailemizin ilgileri ve yakın zamanlarda okudukları romanların etkisiyle bize uygun gördükleri ismin rakamsal bir değerinin ortaya çıkarılması şeklindeki basit yöntemden, göksel ve dünyasal cisimlerin ayrıntılı ölçümlerine dayalı en incelikli matematiksel hesaplamalara kadar uzanır.

Bu iki uç arasında ise çeşitli ayrıntı seviyelerine sahip çeşitli görüşler mevcuttur. Dikkatimizi çekmek için rekabet eden tüm bu farklı sistemlerin ayrıntılı bir analizini yapmaya ve erdemlerini hakkıyla değerlendirmeye bu kitabın sayfaları yetmez. Bunların bazılarını kavramak uzun çalışma ve ciddi matematik yetenekleri gerektirir ve incelemek için yeterli zaman ayrılmadıkça da, bir sistemi eleştirmek haksızca ve yanıltıcı olur. İnsanın kendi diktiği hedefleri yıkması basit bir iştir ve olumsuz bir eleştirmenin yıkmaya çalıştığı bir kavram, o sistemin destekçilerinin açıklamaya çalıştığına pek benzemeyebilir.

Bu nedenle, bu sayfalarda tek tek sistemlere dair eleştiriye yer vermeyeceğim fakat numerolojiye temel oluşturan ezoterik ilkeleri açıklamaya çalışacağım. Böylece öğrenci herhangi belirli bir sistemin ne kadar sağlam temellere dayalı olabileceğini kendi anlayabilir.

İnisiyeler sayıya, renge, sese ve forma her zaman büyük önem vermiş, “Yukarıda nasılsa aşağıda öyledir” diyen Hermetik özdeyiş temelinde herhangi bir şeyin ruhsal özelliklerinin bu şeylerden anlaşılabileceğini, arada özel bir bağlantı olduğunu düşünmüşlerdir. Bu nedenle de, bu değerlerin İçsel Planlarda temsil ettikleri kabul edilen potansiyellerle temas kurmak ve bunları tezahür ettirmek istedikleri zaman, bu araçları kullanırlar. İnisiye olmayan kişi, çağrılan enerjinin, kullanılan sembolik nesne sayesinde fiziksel tezahüre geldiğini düşünür ama inisiye olan kişi bilir ki maddi nesne gücün gelmesini sağlayan şey değil, majisyenin zihninin belirli bir bilinç çizgisinde yükselmesini sağlayan şeydir. Majisyenin zihni potansiyelle temas kurar ve güç onun içsel doğasından gelir, sihirli olduğu düşünülen nesneden değil. Burada değerli olan şeyin materyal cisim değil, o cismin uyandırdığı düşünce zinciri olduğunun açıkça anlaşılması gerekiyor. Fakat bu güç daha sonra nesneyle ilişkilendirilebilir ve bir tılsım oluşturabilir. Tılsım konusu çok ilginç bir konudur fakat bu kitabın kapsamı dışındadır. Burada sadece düşünce karmaşasını önlemek için referansta bulunulmuştur. Cisimlere atfedilen rakamsal değerler tesadüfi değil, ezoterik kozmolojinin en derin bazı ilkelerine dayalıdır. Logoid Varlığın farklı döngüleri sırasında farklı varoluş planları tezahür eder. Bunların yapısı farklı atom türleriyle düzenlenir. Bu atomlar aslında sonsuz ölçüde küçük olan döngüsel hareket girdaplarından başka bir şey değildir. Fakat hareketleri dairesel bir düzlemde değil açısaldır ve bazıları üç, bazıları dört, beş, altı, hatta yedi seviyeli bir yörüngeye sahiptir. Tezahür eden evrenin her bir planı, belirli bir türde bir yörüngeye sahip birincil atomlarla karakterize edilir. Her bir plan belirli türde bir güç ve bilinç geliştirmiştir. Her bir planın gelişimsel özelliğinin odağı olan bir gezegen vardır. Yani evrimsel hayat dalgası belirli bir gezegendeyken, belirli bir plan gelişmekteydi.

Dolayısıyla, görülecektir ki bir varoluş planı, bir bilinç türü, bir gezegen veya belirli bir atom türü birbiriyle ilişkilidir. Birincil veya temel atomun etrafında belirli sayıda yörüngeler vardır ve bu yörüngelerin sayısı onun hareketinin titreşimsel ritmini belirler. O plandaki tüm karmaşık formlar bu atomlardan oluşacaktır; dolayısıyla hangi yollarla birleşirlerse birleşsinler, o düzlemin temel bir sayısı olacaktır. Bu sayı, o atomların titreşim ritimlerinin indirgenebileceği baş faktörlerden biridir. Bu titreşim ritimleri tüm varoluşun temelidir ve tümü matematiksel olarak ifade edilebilir. Ezoterik bilimde sayıların önemi bundan kaynaklanır, çünkü kutsal sayılar, görünen ve görünmeyen her şeyin ardındaki gizli güçlerin formülleridir.

Pratik olarak, rakamsal faktörlerle ilgili bilginin birincil önemi, süptil planlarda mevcut olan iç ilişkileri belirleme ile ilgilidir. İkincil önemi ise, eğer birincil birim biliniyorsa, tekrarlanan döngülerin kavranabilmesindedir. Fakat kozmik zaman birimleri aşkın bir enginlikte olduğu için, çok az gözlenip anlaşılmışlardır ve gezegensel nitelikte olan bu zaman birimleri, insan varlıklarının şahsi kaderleri üzerinde çok az etkiye sahiptir. Avatarların veya Mesihlerin gelişi (medeniyetlerin doğuşu ve parçalanışı) üstatlar tarafından bilinir fakat ulusların deneyimlediği olayların bilinebilmesi son derece şüphelidir (Avatarların, Mesihlerin gelişi gibi şeylere dayalı oldukları durumlar dışında). Bu kozmik döngülerden biri yoluyla bir savaşın başlama gününü tespit etmeye çalışmak, mikroskop altında görülebilen bir cismi metre hesabıyla ölçmeye çalışmaya benzeyebilir.

Varoluşun süptil yönlerini derinlemesine araştıran Kabalacılar, kullandıkları tüm potansiyelleri rakamsal değerlere indirgeme ve bu formülleri Yahudi alfabesinin rakam-harf sistemine dayalı olarak potansiyele verdikleri isimlerde somutlaştırma alışkanlığına sahiptiler. Yahudi alfabesinde her bir sessiz harf bir rakama eşittir ve telaffuz için gerekli olan ama bir kelimenin rakamsal değeri üzerinde hiçbir etkisi olmayan sesli harfler ise sadece noktalarla temsil ediliyordu ve sadece telaffuza yardımcı oluyordu. Yahudi yazısı böyle bir araç olarak gelişmiştir ve dolayısıyla aynı amaçla geliştirilen Sanskritçe gibi kutsal bir dildir.

Bu nedenle, eğer Yahudi Kabalacılarının kutsal ve ezoterik kitaplarında tanımladıkları potansiyellere verdikleri isimleri ele alıyorsak, bunların rakamlara indirgendiğinden ve formüller oluşturduklarından emin olabiliriz. Bu formüller deşifre edilip çarpanlarına indirgendiğinde ise ilgili potansiyeller ve o potansiyellerin İçsel Plan ilişkileri hakkında çok şey anlatır bize. Fakat ezoterik bir Gematria [ebced] olduğu gibi egzoterik bir Gematria da vardır. Bu prensibi bilen sözde inisiyeler bunu kendi derecelerinin ötesindeki Gizemleri çözmek için bir anahtar olarak kullanmaya çalışmışlardır ve dolayısıyla Yahudi ırkının kutsal kitaplarını yorumlamaya yönelik çok ayrıntılı denemelerle karşılaşırız. Bu yorumlar cümleleri rakamsal değerlerine dönüştürür ve bu değerlere dayalı olarak o cümlelerin içsel manasını çıkarır.

Açıktır ki bu yaklaşım yanıltıcıdır çünkü öncelikle Kutsal Kitapların pek çok farklı sürümleri vardır. Kitapların kendisi yüzlerce yıllık bir süreci geride bırakana kadar bunlarla ilgili hiçbir belirli kural geliştirilmemiştir ve dolayısıyla yazarların gerçek cümlelerini tespit etmek zordur. İhtiyaç duyulan seviyede metinsel doğruluk mevcut olmadığında, bu hesaplamaların sonuçlarının doğruluğundan nasıl bahsedebiliriz? Özel isimlerin bir önemi olduğuna şüphe yoktur, fakat her noktanın bir önemi olduğu çok şüphelidir ve önemi olsa bile, günümüzün farklı temellere dayalı metinlerine esas alarak bunu hesaplamak imkânsızdır.

Şu sıralar çok revaçta olan önemli bir diğer hesaplama yöntemi Giza’daki Büyük Piramit’in ölçümlerine dayalıdır. Bu ölçümler genelliklere inç hesabıyla ölçülür ve ondalık kesirler haline getirilir. İki farklı piramit numerolojisi ekolü vardır. Bunlardan biri Piramit inçi denen birimi kullanırken, diğeri Meclis tarafından kabul edilen İngiliz inçini kullanmaktadır. Büyük Piramit’in büyük boyutunu, iç cepheler dâhil tüm cepheleri muhtemelen en azından birkaç milimetre aşındırmış olan zamanın yıkıcı etkilerini, ayrıca piramidin dış kaplamasının dökülmüş olması nedeniyle gerçek kalınlığının ölçülemeyecek olması gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, ölçümlerin yeterince doğru bir şekilde yapılmasının pek mümkün olmadığı anlaşılacaktır. Bu nedenle bu ölçümlere dayalı hesaplamalar inç olarak yapılıp ondalık kesirlere çevrildiğinde, sonucun doğruluğu fazlasıyla şüpheli hale gelir. Eğer Büyük Piramit hayranlarının varsayımları kabul edilirse, çıkarımları mantıklıdır; fakat tüm hesaplamalarını dayandırdıkları ölçümlerin sadece birer tahmin olduğu ve arkeologlar arasında o ölçümlerin ne olması gerektiği konusunda fikir farklılıkları olduğu ve üstelik her biri kendince mantıklı hesaplamalar kullanan, ama farklı inçleri temel alan en az iki farklı Piramit numerolojisi ekolü olduğu göz önünde bulundurulursa, burada somut bir durumdan ziyade uygulayıcıların keyiflerine dayalı varsayımlarla karşı karşıya olduğumuzu anlarız.

Tüm Gizem tapınaklarının sembolik yapılar olduğu kabul edilen bir gerçektir. Eğer bunların sembolizmini anlamak istiyorsak, onları yapan ve ezoterik bilimle ilgilenen bizim gibi olan insanların zihinlerine girmemiz gerekir. Bunu yapmanın en iyi yolu şu anda ritüel maji araçları toplayan herhangi birinin yöntemlerini gözlemektir. Çağrılan güçle sembolik bir ilişkisi olan her olası nesne tapınakta toplanmıştır; maji cüppesi ve odada asılı olan şeyler sembolik bir renktedir. Sunaktaki ışıkların sayısı, envokasyonlarda (varlık daveti) kullanılan vuruşların sayısı, dönüşlerin sayısı, çağrılacak gücün rakamsal potansiyeliyle uyumludur.

Üstelik ritüel amaçlar için kullanılan bir tapınak, orada gerçekleştirilen özel ritüellerin bütünle ilişkili olabilmesi için kesinlikle makro kozmosu ve aynı zamanda ruhun mikro kozmosunu sembolize edecek şekilde yapılandırılır.

Farklı geleneklerin dini amaçlarla kullandıkları yapıları incelersek bu prensibin kendini gösterdiğini gözlemleriz: Hıristiyan kilisesi kurucusunun kendini feda edişine bir referans olarak her durumda haç şeklindedir. Stonehenge gibi güneş tapınakları zodyağa referansla daireseldir. Doğadaki yaratıcı güce tapanlar ya kuleyi ya da Serpent-Mound’u (Yılan Höyük) kullanır. Büyük Ana Tanrıça’ya tapanlar mağara veya yeraltı türbesi kullanır. Bunların tümü analitik psikolojide iyi bilinen sembollerdir. Sfenks dört elementin bir sembolüdür; ayrıca çift cinsiyetlidir. Piramit şeklininde bilincin arttırılmasında kullanılacak büyük kozmik gerçekleri yücelten bir sembol olarak aynı duygu ve amaçla kullanıldığını ve bir kehanet kitabı olmaktan ziyade evrenin, insanın yapısının, evrimin ve inisiyasyonun yolunun bir sembolünü temsil ettiğini düşünmemek için bir neden yoktur.

Eski Mısır’da ezoterik bilime zulmedilmemiştir. Rahiplerin kayıtları tam güvendeydi. Kehanetlerini saklamada sıkıntı çekecekleri bir durum yoktu.

Mısır piramitlerinin ve Avebury taşlarının derin bazı gerçekler sakladığına şüphe yoktur, fakat ezoteristler bu gerçeklerin kehanetle bir alakası olmadığını, evrenin ve insanın ruhunun yapısına atıfta bulunduğunu düşünmektedir.

Vahiy Kitabı bir diğer favori spekülasyon konusudur. Yapısından da belli olduğu gibi bu kitap zamanın ezoterik doktrinleri konusunda bilgili olan ve muhtemelen Yüksek bir Gizemler inisiyesi olan bir Hıristiyan Kabalacı tarafından yazılmıştır. Anahtarı Kutsal Kabala’da bulunur. Kitabı Mukaddes’teki kehanetsi kısımları anlamak için bir Kabala incelemesini temel almak gerekir.

Rakamı 666 olan Canavarı Nero’yla, Napolyon’la, Başkan Kruger’la ve Kaiser’le veya zamanın öcüsü olan kişi kimse onunla ilişkilendirenler olmuştur. Fakat Napolyon Fransa’nın ulusal bir kahramanıdır. Bir kişi Manş Denizi’nin hangi tarafında yaşadığına bağlı olarak bir başkasına Canavar olarak görünebileceği gibi Melek olarak da görünebilir. Kraliçe Elizabeth kendi zamanının İspanyollarına Canavar gibi görünmüş olmalı.

Peki, bu tanımlamaların hangisi doğrudur? Ezoterist “hepsi” der. İster evini ister bir ulusu yıkıyor olsun, bir insan nerede bir yıkıma aracılık etse, Canavar’ın gücüyle hareket etmektedir. En az yapıcı güçler kadar evrenin bir parçası olan yıkıcı güçler o kişi üzerinden bir boşluk yakalamıştır ve onu amaçları için kullanırlar.

Ama yıkımın her zaman yapımın ilk aşaması olduğunu unutmamamız gerekir. Kozmik bir gerçeği ayırt eden şey evrensel uygulanabilirliğidir. İster kelimeyle ifade edilmiş olsun, ister taşla, Tanrı’nın insana sunduğu kutsal öğretiler kişilerle değil, ruhsal ilkelerle ilgilidir. Kişilerin eylemleri ve ulusların kaderi bu ilkeleri ifade eder ve o ölçüde de bir kehanetin gerçekleşmesi olarak düşünülebilirler ama Kutsal Metinler’deki vaatler pek çok kez yerine gelmiştir ve tanımladıkları koşullar ne zaman hâkim olsa yine gerçekleşeceklerdir.

Geleceğe erişmenin iki yolu vardır. Tek meşru yöntem, geçmişte ve şu anda işlerlikte olan nedenleri gözlemlemek, incelemek ve sonuçları hakkında çıkarımda bulunmaktan ibarettir. Temel ve ikincil nedenlerle ilgili sezgimiz arttıkça, doğru sonuçlar çıkarma ihtimalimiz de artacaktır. Ezoterik bilim böyle bir süreçte büyük bir değere sahiptir, çünkü söz konusu nedenleri göründüğünden daha fazla ortaya koyar. Böylece de genellikle doğaüstü yöntemlerle öngörüde bulunulmuş gibi bir etki yaratır fakat yöntemleri tamamen doğal ve mantıksaldır. Sadece değerlendirmede kullanabileceği belirli bazı ek bilgiler vardır.

Geleceği bilmenin meşru olmayan yöntemi saati ileri alıp olaylara olmuş gibi bakmaya çalışmaktır. Bu yöntemi kullanan görücü, nedenleri araması gereken yerde sonuçları aramaktadır.

Olaylar maddesel tezahür düzlemindeki gerçek olaylar olarak ortaya çıkmadan çok önce İç Planlarda şekil alır. Bu süptil planlara erişebilen bir görücü bu olayların gelişimini orada görebilir ve gördüğü şeyi bir kehanet olarak aktarabilir. Fakat unutulan bir şey vardır. Olayın meydana gelme anına kadar, İç Planlar’daki olaya eklenecek yeni bazı faktörler ortaya çıkabilir ve nihai durum büyük ölçüde değişebilir. Çok güçlü bir etki söz konusu olduğunda bu etki iç planlardan çok az sapma ile gelecek ve esas formunda tezahür edecektir ve böylece bir düşünce formu olarak onun gelişimini fark eden herhangi bir görücü, onun fizik düzlemdeki tezahürünün yapısını doğru bir şekilde öngörebilir. Bununla birlikte çok az olay üzerindeki etki iç planlardan inerken karşılaşacağı sapmalara direnecek kadar güçlüdür. Olayların çoğunda, söz konusu etki ilgili ırkın grup zihni küresine gelir gelmez önemli oranda değişime uğrar. Üstelik kararlı bir zihinsel direnç de değişen oranlarda sapma meydana getirebilecektir. Zihnin güçlerini kullanan pek çok farklı sistemde zihin işçilerinin yararlandıkları şey budur. Dua ve envokasyon [davet] da güçlü alternatiflerdir. Kâhin eğer önleyebilecek hiçbir şey olmazsa ne olacağını bildirebilir, fakat çok sayıda faktör söz konusu olduğu için, olayların gidişatını değiştirebilecek pek çok şey olabilir.

Kehanetin etkisi çabayı felce uğratıcıdır. Zorluklarla karşılaşan insan ruhu gücünü arttırmalı ve sonunda adının sırrını, yani gizli doğasını öğrenene kadar karanlık melekle güreşmelidir. Böylece onu kendi hizmetine sokabilir. Eğer bu yapılırsa, kötülükten iyilik çıkarılmış olur, üstelik asil bir karakterin iyiliği. Fakat eğer karşımıza çıkan bir kaderi pasif bir şekilde kabul edersek, insanlığımızı bırakmış oluruz. Yenileceksek bile elimizden geleni sonuna kadar yapmalıyız. Eğer yaşamlarımızdan vazgeçmek zorundaysak, bedavaya vermek yerine pahalıya satalım. Cesaret ve dirençle desteklenen irade gücü çok büyüktür. Zafer pek çok kez kaçınılmaz olanı kabul etmeyen bir cesaret sayesinde yenilginin ağzından çıkarılmıştır.

Bir öğretinin yaygın bir şekilde kabul gördüğü çağlardaki etkilerini gözlemlemek suretiyle o öğretinin sağlamlığıyla ilgili pek çok şey öğrenebiliriz. Kâhinlerin altın çağı her zaman ulusal hayatın karanlığıyla ve yozlaşmasıyla aynı zamana denk gelmiş, büyük ulusal başarılar ise insan girişiminin gücüyle eşzamanlı olmuştur. “Yapabileceğine inanan yapabilir” okült bilimin önemli bir ödeyişidir.

Okült sanatlara da pek çok diğer fenomene yaklaştığımız gibi yaklaşmamız gerekir. Bu sanatlar doğaüstü değildir, doğal yasaları ihlal etmezler; sadece nispeten nadir ve az anlaşılmışlardır. Mantıklarını anlar anlamaz doğaüstülükleri sona erer ve doğal hale gelirler. Gelişen bir psikoloji okültizmdeki tüm gizem unsurunu temizleyecektir. Bu kadim konularla meşgul olanlarımız bunları birer bilimci gibi araştırır, gizem tüccarı veya insan saflığı sömürücüleri olarak değil. Kehanet meselesine bu şekilde yaklaştığımızda önceden belirlenme diye bir şeyin olmadığı anlaşılır. Sadece eğilimler vardır.

Her Dem Bütünün Hayrına OLsun

Buna da Bakmalısın !

Leave a Comment

error: Content is protected !!